Batının maskeli medeniyeti; kendi dünyalarında dahî zengini daha zengin, fakiri daha fakir kılan kapitalizmi tervic etti. İnsanları kredi ve fâiz borçlarını ödemek için sonu gelmez bir fâsit daire içinde çalışmaya mahkûm olan birer gönüllü köle haline getirdi.
Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,
saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimizin
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.
İsmet Özel
"Kara kış mı?
Oysa pek beyaz aslında.
Öylesine pak, öylesine beyaz…
Ruhların masumiyetini göstermek ister gibi,
o beyazlıkta açan kardelenler kadar yumuşak.
Soğukluğu kadar his dolu, yaşamak kadar gerçek.
Ucu bucağı olmayan bulutlar gibi,
gökyüzü gibi sonsuz.
Ne pak, ne bembeyazsın sen böyle…
Anneannemin çocukken yaptığı karsambaçlardaki pekmez belki
üzerindeki tek karalık.
Ama sana “kara kış” demişler.
Kara denilmesi seni siyah yapmadığı gibi,
gökten de siyah yağmıyor kar.
Bana yapıştırılan etiketler de
beni devşirmez benliğimden.
Bilirim; onlar yalnızca konuşur.
Oysa kar yağınca çöken sessizlikteki sükûneti bilselerdi,
beyazdan daha beyazı bile keşfederlerdi belki.
Ben ne beyazım, ne siyah.
Kara kışı düşünürken,
karsambaçtaki pekmezle gelen griliyim ben.
Pekmez kokusu gibi;
keskin çizgilerim yok benim.
Ben ne beyazım, ne karayım.
Ben, karlı havada yenilen
soğuk bir karsambaçım."
#Lotus