Yürümeyi sevmeyen kadınlara hep üzülmüşümdür, çok şey kaçırıyorlar. Hayatın öyle nadir, güzel anlarını kaçırıyorlar ki... Biz kadınlar zaten hayata dair pek az şey öğrenebiliyoruz.
Zorunlulukların boyunduruğundan kurtulup ileri doğru attığı her adım onu güçlendiriyor, bir birey olarak geliştiriyordu. Çevresine kendi gözleriyle bakmaya, hayatın derinden akan gizlerini görmeye, kavramaya başlamıştı. Ruhu onu çağırırken, "başkalarının fikirleriyle yaşamakla" yetinmeyecekti artık.
Çok yakında, kendime bir çekidüzen vereceğim, oturup düşüneceğim, ne karakterde bir kadın olduğumu anlamaya çalışacağım. Çünkü samimi söylüyorum, bilmiyorum.
Sanıyor musunuz ki, bir kadın neden sevdiğini bilebilir? Seçebilir kimi seveceğini? Kendi kendine, 'Koş, koş, bak şurada başkanlığa kadar yükselebilecek seçkin bir devlet adamı var. Haydi, bir an evvel ona aşık olayım' yahut 'İyisi mi, şu ünü dillere destan müzisyene abayı yakayım' ya da 'dünya borsalarını etkileyen şu yatırımcıya' diyebilir mi?
Nedenini bilmeden kendini çok mutlu hissettiği günler oluyordu. Yaşamaktan, nefes almaktan mutlu oluyordu böyle günlerde. Tüm varlığı adeta gün ışığıyla, renklerle, kokularla, güneyde geçen harika bir günün sıcacık havasıyla bütünleşiyordu. Böyle zamanlarda tek başına, bilmediği, yabancı yerlerde dolaşmayı seviyordu. Düş kurup uyuyacak pek çok güneşli köşe keşfetmişti. Düş kurmak, yalnız olmak, rahatsız edilmemek iyi geliyordu ona.
Nedensiz yere mutsuz olduğu günler vardı sonra; sevinmeye de, üzülmeye de değmezdi sanki hiçbir şey için, yaşamak ya da ölmek fark etmezdi. Hayat tuhaf ve korkunç bir kargaşa, insanlarsa kaçınılmaz yok oluşa doğru körlemesine ilerlemeye uğraşan kurtçuklar gibi görünürdü gözüne. Böyle günlerde çalışamaz, kalp atışlarını hızlandıracak düşler kurup içini ısıtamazdı.