Birçok genç bilimci sevmeye başladığı bilim dalının, insanlığın iyiliğine yol açacak sosyal değişikliklerin bir aracı olacağı umudunu taşır. Bu yüzden de ancak çok az politikacının bilimsel bir eğitim gördüğünden ve pek az politikacının bilimin gerçekleştirdiği ve gerçekleştirebileceği şeyleri derinden kavramış olduğundan şikayet eder. Bu şikayetler dünyanın karşılaştığı en acı sorunların ne olduğu hakkındaki köklü bir yanlış anlamayı açığa çıkarmaktadır: dünya nüfusunun hızlı artışı ve çok-ırklı toplumda uyumlu bir şekilde beraber yaşama. Bunlar bilimsel problemler olmadığı gibi bilimsel çözümleri de yoktur. Ancak, bunu söylemek bilimcilerin, ulusların ve sonuçta insanlığın selametini tehdit eden olaylara ve politik tutumlara seyirci kalacaklarını söylemek değildir. Bilimciler, bilimci olarak, bu sorunların çözümü için gerekli ve önemli katkılarda bulunabileceklerini anlayacaklardır. Ancak, bu katkılar kıyamet öncesi bin yıllık refah ve barışı getirmeye yetmeyecektir.