Halsted'in, işi ustalarından öğrenmek üzere Avrupaya birincil ameliyatlardan
gittiği 1870'lerde cerrahi, ergenlik döneminden çıkmakta olan bir disiplindi.
1898'e gelindiğinde ise kendine güveni tümüyle yerine gelmiş, parlamakta olan bir tıp dalıydı; sahip olduğu teknik yetkinlikle kendinden geçmiş, kendine hayran bir dal.
Büyük cerrahlar hiç çekinmeden birer şovmen edasına girmişlerdi. Ameliyathaneler "ameliyat sahnesi" ("operating theater") olarak adlandırılıyor, ameliyatlar da gergin ve sessiz bir izleyici kitlesinin "tiyatro"nun üst kısmındaki camlı bölmeden seyrettiği, incelikli bir sahne oyunu havasında gerçekleştiriliyordu. Halsted'i ameliyat sırasında izlemek
de, bir gözlemcinin yazdığı gibi "hastaya yakın konumdaki bir ressamın, Venedikli ya da Floransalı bir oyma sanatçısının ya da bir mozaik ustasının incelikli çalışmasını" izlemek gibi bir şeydi. Halsted ameliyatın teknik güçlüklerine meydan okuyor, en zorlu vakaları, iyileşmeye en müsait vakalar olarak ele almaktan çekinmiyordu. "[Tümörün] büyük olanını memnuniyetle karşılama eğiliminde olduğumu söyleyebilirim" diye yazarken elinde
neşteri, kanseri düelloya davet etmekteydi sanki.