Rabia Topal

Rabia Topal
@Rabiatopal
Bana bakanlar gövdemi görürler, oysa ben başka bir yerdeyim. Bana ait yazılarıma iletiler bölümünden ulaşabilirsiniz
@Rabiatopal·
·
sabitlendi
İNSANLIK BİR FAHİŞEDİR
Şeytanın kırık dişlerini damağıma paslı çivilerle sabitlediğimde, bedenimin yumuşak etlerini hırçın bir köpek gibi koparıp tüküreceğim. Kanımı zevkle içecek ve solgun rengiyle kuru, bozulmuş et kokusuna sahip olana kadar kendi kendimi sömüreceğim. Rahmimde beslenen kaosun yavrularını günaha bulanmış bir zevkle besleyeceğim. Şayet bilirsiniz ki, en büyük yasaklar zevkler üzerinedir ve dünya dahi kucak dansı yapmayı sevmiştir. Putlarını birbirlerinin kasıklarına diken zavallı insanoğlu, ten kokusuna tapınmanın ağırlığı altında ezilecek ve bedeninin kokuşmuş suyu dışarı fırlayıp da ipleri elinde bir maymunun ağzının sularına karışana kadar gözleri bağlı halde duvarlara sürtünecektir. Medeniyet denilen üstü çizili kelime, diz çökmüş bir kadının iştahla yanaklarını doldururken insanlığâ teslim oluşunu kabullenmez bir halde çıldırmışçasına kendi ekseninde dönen gözlerinin, son bir umutla yakasına yapıştığı terlemiş yalandır. Tırtıklı makaslarla şekillendireceğim gövdemi, bastırılmış bir arzunun kontrolü altında aylak adımlarla ilerleyerek yağlı çubuklarını sunan insanlığa karşılık, yalnızca şiddete aç bir zihin ve parmaklar sunacağım. Kirli paraları dolgun göğüslerinin arasında arındıran bir kadının şehvetle alay edercesine öptüğü 3 çocuklu bir adamın penisini lağım farelerinin önüne atacak ve tek kişilik hayvan mezarlığına iliklerime kadar işlemiş yabancılıkla birlikte orkidemi gömeceğim. Yumuşak dizlerle çıplak bedenler üzerinde ibadetini sürdüren bu aciz ırk için bir hayvanın bağırsaklarını boşaltırcasına attığı çığlıktan daha fazlası telef olmuş ekmek kırıntılarından farksızdır. İnsanlık, bir fahişedir ve durmaksızın iltihapalanan yarasıyla medeniyetin üzerine oturur.
Edebiyat
Reklam
GÖÇMEN KUŞ DEĞİLİM
Göçmen kuş değilim, Bir karanfilin gövdesinde kırılır kanatlarım. Göçmen kuş değilim, Eğilirse başım yaslanacagım kışlardan uzağım. Çıplak güneş yanıklarımı sunar toprağa, Tarlalar boyu uzanır başım. Sisli öpüşlerin tortusu çöker göz kapaklarıma, Ağırlaşır yasım. Hayadan yoksun göğüsler arasında el yordamıyla aradığım ıslak terli yeminler, pencere pervazlarında ışığı gözleyen bir tanrının dizlerinde mayalanır. Bulanık yarayı anımsar tenim, kasıklarıma matruşkalar dizerim. Tuzla ovarım sert yüzeylerini, kavrulmuş suretleri köpürür ve ayrışır. Öz bir yanılgıdır, vaad edilen şeffaflık kundaksız kalmış kabuslardır. Soyunur şehvetle yoğurulmuş yüzbinlerce öpücük, kurnaz dilleri çıngıraklı yılanlardan farksızdır, çürük diş etlerinin gövdesini sıyırır ve kızıl şeytanın yandaşlarına seslenirler: Bizi sen var ettin! Varlık tekerrür eden tarihin yankısıdır. Ayak parmakları kesik bir cellat okşar düşen meleklerin kanatlarını. Köklenmemiş fidanlar için katran katran yozlaşmış kalbini ovalar ve ait olmanın acımtırak notalarını mırıldanır. Kemiğine işlenmiş haritada yolu kıştır, üstünü örten ılık yağ tabakası keskin bir soğukta kör güneşe tapacaktır. Yağlı sütunların gölgesinde besler ihanetin çocuklarını ve dişlenmiş sağ göğsünü gururla sunan bir annenin şefkatine sığınır.
Edebiyat
İLAHİ ORGAZM: TANRIYA SÜRTÜNEN SİNEK
100 yıllık bir kaplumbağanın sırtında yaşayan kara sinek. Çiftleşmek istediğinde sert kabuğa sürtünür ve ölü sevgilisinin ezilmiş bedenini, kanından hülyalı bir gölgenin içine düşmüş halde nazlı nazlı kıvranırken düşler. Tüm cazibesiyle edepsizce soyunan dişi sinek, cılız bacaklarının arasından ruhunu yapış yapış bir kıvamda inançlı kulların avuç içlerine akıtır. Çürümüş kanatlarının leziz kokusunu içine çeker, beynine düşen görüntüde cılız bir bedenin silueti salınır. Zevke gelmiş sinek yeşilin binbir çeşit tonunda parıldayan sert kabuğunu gıcırtadır, kıllı parmak uçlarını birleştirir ve dua eder -tanrıya- bu boşalma anı kutsaldır. Tanrı kaplumbağadır. Ağır adımlarla zamanı sırtlanır, gevşemiş kıvrımlı gövdesi bir budistin kalbinde sönüyordur. Sineğin dudaklarından yapışkan tövbeler süzülür, ince damarlarla çevrili yumuşak başı gökyüzüne dönüktür. İlahi bir orgazm antenlerinden çatlamış göz çukurlarına akar. Artık çürük elmalar şehvete bulanmış cennet hurmalarıdır. Terden sırılsıklam olmuş bedeninin leş kokusu var edene ulaşmayacaktır. Var olan için arzuyla fışkıran yakarışlar sümüksü birer ibadetten çok daha fazlasıdır. Dişi sineğin göğüsleri arasında süt kokulu hayallere daldığını tasavvur eder. Tanrıya ne zaman ulaşacaktır? Onu görüyor mudur? Güneşe bakmaktan erimiş irislerinin geride bıraktığı delinmiş savunmasızlık tanrının armağanıdır. Kaplumbağa bir adım daha atar. 100 yıl geçmiştir.
Edebiyat