Rabia Topal

Rabia Topal
@Rabiatopal
Bana bakanlar gövdemi görürler, oysa ben başka bir yerdeyim. Bana ait yazılarıma iletiler bölümünden ulaşabilirsiniz
10/10
·176 syf.··
2024 124. kitabı
Delirerek ölenlere... Mine Söğüt' ün okuduğum ve uzun zaman boyunca etkisinden çıkamadığım ilk kitabı.Yazarın kalemi ürkütücü, heycan verici ve bazense masum. Cümleler kanla yazılmış hissi veriyor. Sayfalar arasında kendine yer edinmiş birbirinden absürt resimler yatağımın başucundaki duvara "as beni" diye sesleniyorlar. 21 delirmiş kadının hikayeleri hüzünle öyle güzel harmanlanıyor ki, o şairane zevkle insanı öldürecek bir güzellikte. Şiddet, tecavüz, cinnet, ensest, intihar konularını ele alarak ilerleyen enfes bir eser. Anemin de okuyacak bir şey arayıp (bula bula bu mu gerçekten) bu kitapta karar vermesiyle kendini çöp de bulmuştur.. Ah be annecim ! Size şuan alıntılar sunamayacağım fakat kitaplığımda bu bebek için hala bir yer var ve o yer dolduğunda bu duvar da altınlarla dolacak, evet ! Bu kitabın açlığıyla kavruluyorum en kısa zamanda elimde olacağına emin olabilirsiniz. Tavsiye ettiğim bir eserdir, keyifli okumalar. "Kadınlar sevişirken mutlu olmaz. Acı çekerler. Sadece acı çekmeyi seven kadınlar sevişirler." "Gözleri kapalı bir kedi Kimsenin bilmediği bir dilde Kadının doksan dokuz ismi var dedi."
Edebiyat
Deli Kadın HikayeleriMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 201911,7bin okunma
Reklam
9/10
·102 syf.··
2025 1. kitabı
"Kasaba, koloni halinde yaşayan bir hayvan gibidir. Kasabanın bir sinir sistemi, bir başı, omuzları ve ayakları vardır." Bütündür -ağızda yavan bir tat bırakan ezilmiş insanlar topluluğu- Kasabada herkes belli bir biçimde davranır, kalıpları kırmaz, öteki bireylerden farklılık göstermez, büyük bir hastalığa tutulmaz ve alışagelmişin dışında deneylere kalkışmaz. Düzeni bozmaz ! Bilinen ve güvenilenin dışına çıkmaya çalışmak büyük günahlardandır diye bastıra bastıra anlatıyor din adamları. "Siz birer askersiniz". Tanrının askerleri. Eğer ki öğretmen iseniz bayım, kesinlikle başka bir atılım yapmamalı, öğretmen olarak kalmalı ve görevinizin başında, görev yerinizi korumalısınız. Korumadığınız takdirde düzen bozulacak ve tanrılar tarafından elbette ki cezalandırılacaksınız ! John Steinbeck' in okuduğum ilk kitabının benim için ifade ettigi anlam istemsiz bir başkaldırıydı. Fakir hayatının içinde büyük bir şansa rastgelen baş karakterimiz, fakat şansı kabullenmek istese dahi bünyesine işlenmiş o kaçınılmaz kalıplar hengamesi. Tanrılar tarafından gönderilmiş bir lütuf mu, ceza mı ikilemi. En üzüldüğüm şey ise fakirliğin getirdiği mecburiyet. İçimdeki küllenmiş ateşe bir kibrit atılmış hissiyatıyla okuduğum bu kitap basit anlaşılır bir dille benden hakkı sayılır bir puan almayı hak etti. Hemen arkasından soluklanmadan yazarın bir diğer kitabi olan "fareler ve insanlar" isimli eserini de okudum. Umut, hayaller, sınıf farkı, yaralanmalar, acı.. Atlamadan söylemek istiyorum ki bu eserlerde en sevdiğim özelliklerden biri de anlatım tarzıyla olsun konusuyla beni yerimden kaldırıp adeta ışınlanmışcasına bahsedilen mekana ve zamana götürmesiydi. Dilencilerin kıkır kıkır gülüşleri kulağımda gezindi, komşular heyecanla kapılarının önüne çıkıp dedikodu arayan fısıldaşmalara
Edebiyat
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
Şöyle afili bir giriş lazım bu kitabın incelemesine. Biraz vurdumduymaz, biraz korkusuz, yasakları çiğneyen bir giriş. "Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır" diyor Yusuf Atılgan. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Var, var elbet. Ama biz alışılmışın dışına çıkmayız. Düzene kafa tutmayız. Başkaları var çünkü. En sessiz en yalnız oldugumuz anlarda bile kafamızda yaşayan başkaları, başkalarının öğretileri yön veriyor bize. "Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa belki insanlar ise gitmeyi unuturlardı. 'İş avutur' derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!" Kitap okuyorum. Sayfalar, bu sert kapak, takip ettiğim kelimeler.. Ama sanki kendimi okuyorum. İçimdeki yalnızlığı tarif ediyor Yusuf Atılgan, ince ince işliyor aykırı cümlelerini beynime. Bir farkındalık geliyor, bir umut.. + Senin aradığın gibi birisi dünyada yok. - Var! O olmasaydı bende olmazdım. Var mı? Arıyoruz, koşuyoruz. Aşkın asla yetişemiyeceğimiz o otobüste olduğunu bile bile koşuyoruz. Yıkılıyoruz ama işte umut öyle acımasız, öyle vicdansız. Üstümüz başımız yara bere, kalkıyoruz. Aradığımız bir insan mı yoksa çocukluğumuzdan kalan bir eksiklik mi? Her gördüğü kadında Zehra Teyzesinin sevgisini arayan aylak adam, aradığı bir kadın mıydı gerçekten? Travma dolu bir çocukluğun nasıl koskaca hayatı etkilediğini en zarif kelimelerle, en ince dille anlatmış Yusuf Atılgan. Bir bakın arkadaşlar kaçırmayın böyle güzellikleri.
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
10/10
·109 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
"Şu an ne mutluyum ne de mutsuz. Sadece her şey geçip gidiyor. Şimdiye kadar yaşamımı sürdürdüğüm bu soğuk insan dünyasında, gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu. Sadece her şey geçip gidiyor. Bu sene otuz yedi yaşında olacağım. Saçlarıma aklar düştü diye insanlar beni kırkımı geçtim sanıyor." Kitaptan bir alıntıyla başlamak istedim sizlere aktaracağım düşüncelerime. Bu küçük metindeki bir yere dikkatinizi çekmek istiyorum şimdi. "İnsan dünyası" evet, yaşadığımız dünyayı içselleştirememiş ve kendini ait olmadığını düşündüğü bu "insan dünyasından" soyutlamış bir karakteri okuyacağız kitabımızın sayfalarında. Yarı otobiyografi tarzında ilerlediğini düşündüğüm için yazar Osami Dazai' nin intihar öncesi bize haykırışları ve sözde "insan dünyamıza" girmek, kendini bir yere ait hissetmek için çırpınışları belki de. Ben açıkçası bu kitabı okurken çok zorlandım. Yaşamı intihar girişimleri ve korkuyla geçmiş bir adamın melankoli dolu karanlık satırlarında gezinirken istemsizce her okuşuyumda kendimi kaybettim ve pes ettim. Bazı anlar kelimelerin ağırlığı altında ezildim, hapis tutuldum ve uzun bir süreçten sonra bitirmeyi başardım. Bu denli beni içine çekip bir yandan itmesinin sebebini bilemiyorum fakat karakterimizin her bir düşüncesini hayranlıkla okuduğumu biliyorum. "Toplum nedir ki? İnsanların çoğulu mu? Bu toplum denilen şey somut olarak nerededir? Yine de her nasılsa, şiddetli, sert, korkutucu bir kavram olduğunu düşünerek yaşamıştım hep. Benim için toplum dibini göremediğim dehşetli bir yerdi." Bu satırlardan da anladığınız üzere toplumdan korkan fakat hayatını bu toplumda bir yer edinme çabasıyla geçirmiş tüm uğraşları boşa çıkmış bir adamın hikayesini okuyoruz. Aslında zengin bir aileye sahip ve anlatıldığı üzere yakışıklı yüzüyle özellikle kadınlar olarak
Alıntı
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,1bin okunma