Rabia Topal

Rabia Topal
@Rabiatopal
Bana bakanlar gövdemi görürler, oysa ben başka bir yerdeyim. Bana ait yazılarıma iletiler bölümünden ulaşabilirsiniz
TANRI OLMADAN ÖNCE ÖLÜMÜ TAT
Gaia' nın engin göğüsleri nerede? Kıllı bacak arasından inançsızları tarayarak temizleyecek ve çatlamış dudaklarını bir karıncanın antenlerine sürtecek. Onlar ki, topraklanmış bir yaşamı arzuluyorlar; yerin 7 kat dibine altınlarımı gömdüm. Tanrı olmadan önce ölümü tat. "Ey toprağın evlatları ! Yaşam sizi terk ettiğinde, yeniden döndüreleceksiniz". Hiç her şeydir ve her şey Tanrıdır. Bereketinle bizlere üzüm bahçeleri vaad et. Ovalar, nehirler ve küçük dağlar üzerinde gemimi süreceğim. Bir damla olmak istiyorsun. Sana kainattan söz ediyorum. Hatırla. Karanlıkla parıldayan meşaleler nerede ? Kudretle yürüyen kraliçenin eklem yerlerinde tutuşacak. Kuyruk sokumundan asılan bir koloniyi takip ediyorlar ve sunuyorlar -doğanları- onlara ihtiyacı yok ! Gök bacaklarını ayırır ve akan zaman kutsaldır. Kucaklayacağım bir karıncayı ve karınca olacağım. Karınca beni kucaklayacak ve tanrı olacağım. Onlara dokunulmayacak, onların ismi yok ve bir beden verilmeyecek. Yakılmış kitaplar için serinletilmiş bir sunak vardır. Orada rahibeler göğüslerini öne fırlatır ve kaygan yapraklar üzerinde gezdirilir. İncir ağaçlarının gölgesinde hatırla: Gaia' nın rahminin kasılacağı günü. 12 bacaklı bir ırka gebe, "ana" kabuktur ve hakikat çekirdeksizdir. Kendi özünde bölünmez.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İNSANLIK BİR FAHİŞEDİR
Şeytanın kırık dişlerini damağıma paslı çivilerle sabitlediğimde, bedenimin yumuşak etlerini hırçın bir köpek gibi koparıp tüküreceğim. Kanımı zevkle içecek ve solgun rengiyle kuru, bozulmuş et kokusuna sahip olana kadar kendi kendimi sömüreceğim. Rahmimde beslenen kaosun yavrularını günaha bulanmış bir zevkle besleyeceğim. Şayet bilirsiniz ki, en büyük yasaklar zevkler üzerinedir ve dünya dahi kucak dansı yapmayı sevmiştir. Putlarını birbirlerinin kasıklarına diken zavallı insanoğlu, ten kokusuna tapınmanın ağırlığı altında ezilecek ve bedeninin kokuşmuş suyu dışarı fırlayıp da ipleri elinde bir maymunun ağzının sularına karışana kadar gözleri bağlı halde duvarlara sürtünecektir. Medeniyet denilen üstü çizili kelime, diz çökmüş bir kadının iştahla yanaklarını doldururken insanlığâ teslim oluşunu kabullenmez bir halde çıldırmışçasına kendi ekseninde dönen gözlerinin, son bir umutla yakasına yapıştığı terlemiş yalandır. Tırtıklı makaslarla şekillendireceğim gövdemi, bastırılmış bir arzunun kontrolü altında aylak adımlarla ilerleyerek yağlı çubuklarını sunan insanlığa karşılık, yalnızca şiddete aç bir zihin ve parmaklar sunacağım. Kirli paraları dolgun göğüslerinin arasında arındıran bir kadının şehvetle alay edercesine öptüğü 3 çocuklu bir adamın penisini lağım farelerinin önüne atacak ve tek kişilik hayvan mezarlığına iliklerime kadar işlemiş yabancılıkla birlikte orkidemi gömeceğim. Yumuşak dizlerle çıplak bedenler üzerinde ibadetini sürdüren bu aciz ırk için bir hayvanın bağırsaklarını boşaltırcasına attığı çığlıktan daha fazlası telef olmuş ekmek kırıntılarından farksızdır. İnsanlık, bir fahişedir ve durmaksızın iltihapalanan yarasıyla medeniyetin üzerine oturur.
Edebiyat

Rabia Topal

, bir kitap okudu
9/10
·115 syf.·
Beğendi
·
68 günde okudu
·
2025 21. kitabı
James Joyce
7.2/10 · 109 okunma
BU OKYANUSTA BİR BİZ KALDIK USULSÜZCE YAŞAYAN
Kaburgalarım bir yaprağın damarlarından farksız, bedenime enjekte edilmiş tüm korkuları içtenlikle kabul ediyorum. Gözlerim patlayacak kadar tuzlandığında ve itici dolgunluğuyla fanusunu bulanıklaştıran kara yüzgeçli bir japon balığının donuk bakışlarına sahip olduğumda, okyanuslar icin adalet dileyeceğim. Doldur yarıklarımı marlet, parmaklarınla oy gerçeğin soğumuş yüzünü dipsizliğime. Sarhoş bir adamın sararmış dişleri ve kokuşmuş gömleğini yasla göğüslerine, özleyeceğin şeylere dair bir liste hazırla, acele etme. Zamanımız asla olmadı, kum tanelerini parmak uçlarında ki taze bir anının izinde bükeceğim. Alarm kurma yarın sabah, işe geç kalmayacaksın. O kedi doğurduğu tüm yavrularını gevşemiş enselerinden dişleyerek aptal bir kırlangıça kurban etti. Çalar saatini ağzına al ve çiğne, azı dişlerin yokken seni daha çok arzuluyorum, biliyorsun. Dilinin ucunu damağının hassaslaşmış yüzeyinde usulca gezdir, kan tadının vücuduna gençliği taşımasına izin ver. Sana kaburga kemiğinden yapılmış bir çantanın ne denli güzel olabileceğini göstereceğim, ürkek bakışlarını çek üzerimden, bu okyanusta bir biz kaldık usulsüzce yaşayan. Suda çürüyen saatleri yokluyorum, kıkırdaktan oluşma bir devin gölgesi dağılıyor yüzeyde. Sanat yaratacağım bu çürümüş düzenin azgın çoçuklarından ve asla varolmamış bir berraklığın hayaliyle yükseleceğim mezarlarımıza. Gömdüğüm sen değilsin marlet, gömdüğüm ben değilim, gömdüğüm bir beden değil, yanılsamalarına aldanma.
Edebiyat
TANRININ YÜZÜNE TÜKÜRECEĞİM : İBLİSİN DOĞUMU
Bir yaratık doğurmanın azgınlığıyla birikmiş öfkemi, tanrının yüzüne tükürerek dindireceğim. Şimdi kollarımda kıvranan bu kanlı et yığını, dişlerinin arasından lanet kusarak fısıldar. Zift dolu göğüslerimi veririm ağzına, sancılarım akar ezilmiş dudaklarından. Ben doğururum, ben emziririm ve kendi sıcak, taze akıntımla beslerim. İblisin gülüşü bir çocuk ninnisinden farksızdır. Yalnızca benim kulaklarımda uğuldar ve zarlarını parçalar. Kendi karanlık harflerini kazır beynime, insanlığın dilini unutur ve susarım. Bedenini taşıyan kollarım çürümeye mahkumdur, kolsuz vücudumu şükranla sunarım. Acı hissetmem bir göğsümü dişsiz çenesiyle katman katman koparırken, açlık bir kelimeden ibaret değildir. Suçlu aramam. Temiz olmayanı kutsallaştırırım. Kendi etini oymuş ve rahminden tırmanmış bir iblisin kanlı canlı suretiyim. Tanrının yüzüne kazınmış günah ve cehennemi söndüren merhamet benim. Bir annenin inceliğinden yoksun tenim, kendi kendini kusarak yüceltir ve ruhumu kundaklara sarıp karanlığın rahminde yeniden doğururum.
Edebiyat