Yûsuf odaya girip de, Züleyha ona “gelsene” dediğinde, Yûsuf bu putu görmüştü. Yüzü örtülmüş ve görmez kılınmış bir görünür tanrı. Züleyha, demişti, Yûsuf, putunun yüzünü neden örttün?
Züleyha, hal diliyle utancını anlatmıştı: Görmesin, diye birazdan burada olacakları.
O zaman, peki, demişti, Yûsuf, Züleyha’ya. Sen, görüş gücü bir bez parçası ile yok olan bir puttan utanıyorsun da, her yerde olanları ve olacakları bilen, her zamanda olanları ve olacakları gören, üstelik kalplerin içindeki niyetleri dahi bilen, kendisine gizli saklı olmayan benim Rabbimden neden utanmıyorsun? Sen utanmıyorsan benim ondan utanmamı neden anlamıyorsun? Üstelik ben Rabbimin gözlerini bağlayamam.
Sonra, gel, demişti Yûsuf Züleyha’ya, şimdi sen gel. Ama bana değil benim Rabbim’e gel. Gel ve Rabbi bil!