Hayatın bizi ilgilendiren meseleleri dağınık, bölük pörçük, birbiriyle ilintisiz, en keskin zıtlık içinde, bizim meselemiz olmaktan başka bir ortaklık taşımadan ortaya çıktıklarından ve karmakarışık olduklarından, onlar üzerine düşünüşümüzün ve endişe edişimizin de aynı şekilde bölük pörçük olması gerekir ki bunlarla uyum içinde olsun. Demek oluyor ki soyutlayabilmeliyiz, her meseleyi ona ait olan zamanda düşünmeli, yerine getirmeli, tadını çıkarmalı, ona katlanmalı, diğer her şeyle ilgili olarak endişelenmeyi bir kenara bırakmalıyız.
Öfke ya da nefreti kelimelerle ya da tavırlarla göstermek yararsızdır, tehlikelidir, akıllıca değildir, gülünçtür, bayağıdır. O halde öfke ya da nefreti eylemlerden başka şekilde kesinlikle göstermemelidir. İnsan ilkinden tümüyle kaçındığında ikincisini o denli kusursuz yapabilecektir.
Gelecek için yaptığımız planlar ve duyduğumuz endişeler ya da geçmişe özlem bizi durmaksızın öyle meşgul eder ki mevcut an neredeyse hiçbir zaman hiçbir şeyiyle dikkat çekmez ve ihmal edilir. Yine de kesin olan bir tek odur; buna karşılık gelecek, hatta geçmiş bile neredeyse her zaman düşündüğümüzden farklıdır. Böylece tüm hayat boyu kendimizi aldatırız.
Hiçbir ani durum karşısında büyük coşkuya da büyük kedere de izin vermemek: Çünkü şeylerin değişebilirliği durumu her an tümüyle yeniden şekillendirebilir. Buna karşılık mevcut ânın tadını hep olabildiğince neşeyle çıkarmak: Bu, hayat bilgeliğidir. Oysa çoğu zaman tam tersini yaparız.