Radyo Adam

Radyo Adam
@RadyoAdam
Kendi çapımda birşeyler karalıyorum işte...
Radyo Programcısı-Neyzen
Ankara
7 Temmuz
81 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Bugün güneş erkenden doğdu. Ama bu sabah, sadece gökyüzü değil, ben de aydınlandım. Perdeleri araladım, odanın içine dökülen ışıkla birlikte göğsümün tam ortasında bir ferahlık hissettim. Bir şey değişti. İçimde bir şey, sessizce yerinden kalktı ve dedi ki: “Artık başka bir hikaye başlıyor.” Kahvemi yaptım, balkona çıktım. Şehir uyanıyordu ama ben ondan önce uyanmış gibiydim. Bugün, hiçbir şey yapmasam bile, kendimle kaldığım için günüm tamam gibi. Ve o yalnızlık, o sessizlik… Hiç bu kadar huzurlu hissettirmemişti. Bu sabah, hayatı yeniden düşünüyorum. Zorlandığım, kırıldığım, tıkandığım anları… Ama aynı zamanda içimde filizlenen o umudu. “Devam” demeyi öğreniyorum. Eskisinden farklı olarak, bu kez kendim için. Başka hiçbir beklentiye değil, sadece içimdeki o küçük ama dirençli sesi dinleyerek. Yeni kararlar aldım. Kendime daha iyi davranacağım. Bir şeylere yetişmeye değil, kendimi bulmaya çalışacağım artık. Yarım bıraktığım hayalleri elden geçirip, belki de yeniden başlamaktan korkmayacağım. Çünkü artık biliyorum,
1000 Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“İç Sesin Kıyısında” Bazen dünya çok sesli oluyor. Herkes bir şey söylüyor. Herkesin bir fikri, bir yorumu, bir acelesi var. Sen de onların arasında yürüyorsun… Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş… Ama çoğu zaman, kendinden uzak. Sonra bir an geliyor, sessizlik çörekleniyor omuzlarına. Telaşlar bir kenara çekiliyor. Günlük meşguliyetler arka planda kalıyor. Ve sen… kendini dinliyorsun. O an fark ediyorsun: Uzun zamandır susturulmuş bir iç ses var içinde. Konuşmak istemiyor da, sadece duyulmak istiyor. Sitem etmiyor belki ama yorgun. Ve bekliyor… Kendini dinlemek… Aslında en çok buna ihtiyacın varmış. Ne başkasının onayına, ne bir kalabalığın ilgisine. Sadece… Bir içten “Ben buradayım” demeye.
1000 Kitap
Bugün cuma… Hava ne çok sıcak ne de üşütecek kadar serin. Tam kararında bir aydınlık var gökyüzünde. Sanki Rabbim demiş ki: “Bugün yavaşla… Bugün biraz düşün…” Hayatın içine doğmuşuz, ama çoğu zaman hep dışında yaşıyoruz gibi. Sabah telaşları, işe yetişme kaygısı, telefon ekranında dönen binlerce gereksiz bilgi… Ama içimiz? İçimiz çoğu zaman boş. Suskun. Anlatılmamış duygularla dolu. Bugün işte biraz içe dönesim var. Hayatın derinliğine inmek istiyorum. “Ben ne istiyorum gerçekten?” “Kimim ben bu yolculukta?” Sorular büyük, cevaplar karmaşık belki… Ama sormadan, aramadan da olmuyor. Bir cuma sabahı bazen bir dönüm noktasıdır. Affetmek için, başlamak için, daha iyi biri olmak için. Kendine, hayata, insanlara… Hepsine yeniden bakabilmek için. Belki bir cami avlusunda bir çocuk gülüşü… Belki bir yaşlının ellerinde bir dua…
1000 Kitap
Saat çok erken. Henüz sokaklar uyanmamış, kuş sesleri bile tam açılmamış. Şehir sessizliğini giyinmiş, ve ben, o sessizliğin tam ortasında bir düşüncenin kıyısında duruyorum: "Bu sabah, hangi ben uyandı?" İnsanın bazı sabahları vardır, gözünü açtığı an içinde bir şeylerin eksildiğini hisseder. Sanki biri ruhunun bir köşesinden bir şey almış gibi... Tarifi zor bir his. Ne tam bir hüzün, ne de tam bir huzur. Ama derin. Çok derin. Zamanla anlıyorsun ki; hayatın en önemli cevapları ne büyük kalabalıklarda bulunuyor, ne de yüksek sesli cümlelerde. En hakiki cevaplar, sabahın bu saatinde — kimsenin duymadığı bir iç çekişte saklı. Bir aynaya bakarken gözlerinden kaçırdığın o yarım saniyelik susuşta. İşte o susuşlar anlatıyor her şeyi. Kimseye belli etmeden ne kadar yorulduğunu, ne kadar özlediğini, ne kadar umudunu diri tutmaya çalıştığını. O yüzden bazı sabahlar ağırdır. O yüzden bazı sabahlar, bir gülümsemeye değil, bir durup bakmaya ihtiyaç duyar.
1000 Kitap
Hayat... Kimi zaman su gibi akıyor, kimi zaman taş gibi oturuyor insanın yüreğine. Ne kadar plan yaparsan yap, bir bakmışsın ki, hiç düşünmediğin bir sokakta yürüyorsun. Hiç hayal etmediğin bir yükü taşıyorsun sırtında. Ve biz, bütün bunlara rağmen hala devam ediyoruz. Kimseye söyleyemediğimiz ağırlıklarla, içimizden geçip giden fırtınalarla, gülümsüyoruz. Belki de en çok orada başlıyor direniş: "İyiyim" diyebildiğimiz o anlarda… Hayat bir mücadele, evet. Ama aynı zamanda bir kabulleniş. Her şeyi çözmek zorunda değiliz, herkesin bizi anlamasını beklemek de yersiz. Çünkü bazen, sadece "anlamak istemeyenler" vardır. Ve işte o zaman öğreniyoruz: Herkes bizimle aynı yerden kırılmıyor. İnsan büyüdükçe, bazı kalabalıkların içinde yalnız kalmayı, bazı yalnızlıklarda kendine sarılmayı öğreniyor. Ve en çok da susarak anlatıyor derdini. Çünkü bazı duygular vardır; ne kadar anlatırsan anlat,
1000 Kitap