O güne kadar Saray, gerek muhaliflerini susturmak gerekse yandaşlarını ödüllendirmek için onlara, karşılığında hizmet beklemeksizin aylık bağlama siyaseti gütmüştü. Sonuç olarak da idari mekanizma, hiç bir işe yaramayan, yozlaşmış bir sürü memur ile dolmuştu.
Fransız Parlamentosu'nda azımsanmayacak miktardaki vekil Ankara Antlaşması'ndan dolayı mutsuz olacak, verilen tavizler daha aylarca tartışılacaktır. Bir temsilcinin sorduğu madem sonunda böyle teslim olacaktık, neden dört yıl Britanya'nın römorku olduk?" sorusu ise bu sürecin özetidir. Mustafa Kemal Paşa iki buçuk yıllık mücadelenin sonunda karşısındaki düşman sayısını ikiye düşürmeyi ve Türk Milleti'ni içine yuvarlandığı yalnızlık çukurundan çıkarıp, Misak-ı Milli'den taviz vermeyen ittifaklar kurmayı başarmıştır.
1921 yılının Ekim hasadı sona ermiştir.
Bir elinde kalem, diğerinde kılıçla vatan kavgası veren Başkomutan takım elbisesini dolaba kaldırır, kalemini masaya koyar.
Sıra 11 ay boyunca üzerinden çıkarmayacağı üniformasına gelmiştir.
Kalemden anlamayan için söz sırası kılıçtadır!
TÜRK DUVARI
Güzelcekale Muharebeleri
27 Ağustos - 2 Eylül 1921
4. Tümen Şerefligökgöz köyünün kuzeydoğu sırtlarına yerleşmiş, tabiatın ve zamanın elverdiği ölçüde bölgeyi tahkim etmeye
çalışmaktadır. 42. Alayın Giresunlu uşakları dertlidir; "Taşına toprağına kurban olayım Görele. Kazmayı vurdun mu adam boyu yarar atarsın toprağı! Bu ne yahu?'' Küreğine dayanmış sırasını bekleyen bir diğeri umutsuzca etrafına bakınır; "Kazmak istesen
taştan kazılmaz ama taş dizeyim desen taş yok. Nasıl bir memleketse?! Yine süngümüzün ardına siper alacağız".
Süngüsünü siper almak!
Esrarengiz çağrı, sakın karşı taraftan, ayrı bir şehir sayılan Galata’dan geliyor olmasındı? Eğer böyleyse, delikanlının işi zor demekti. Çünkü Eminönü ile Galata arasında, aşılması pek o kadar kolay görünmeyen, ahalinin "Haliç" dediği bir derya vardı. Ne var ki, mutlaka karşıya geçmenin bir yolu olmalıydı. İşlerine dört elle sarılmış, canla başla çalışıp alın teri döken şu hamallara, yahut ellerindeki akçe tahtalarında para sayan tüccarlara danışıp onları işlerinden alıkoymak doğru olmayacaktı. Bu yüzden Eflâtun, iskeleye yanaşıp müşteri bekleyen, arada bir de zuladaki şarap kırbasını ağzına dikip demlenen kayıkçıya sokularak:
— Affedersiniz efendim, ama karşıya geçmem gerekiyor. Nasıl geçebilirim? diye sordu.
Onca eyyâm görüp âdeta bir insan sarrafı kesilmiş, bitirim görünümlü kayıkçı ise şarabından bir yudum daha alıp yenisiyle ağzını sildikten sonra, ona şu cevabı verdi:
— Eğer adın İsa ve lakabın da Mesih ise, su üstünde yürüyerek geçebilirsin!