Öncelikle şimdiye kadar okuduğum en güzel kitaplardan. Akıcılığı, düşündürücülüğü mükemmel olan bir kitap.
Martin Eden işçi sınıfından gemilerde çalışan hayatından memnun ve çevresi tarafından sevilen biriyken bir rastlantı sonucu hayatı epey değişiyor ve onu yazarlığa kadar götürecek bu süreç içinde bizi düşündüren pek çok şey yaşanıyor. Aşkı uğruna girdiği bu yolda mükemmel bir çaba gösteriyor ve burjuvayı ne kadar gözünde büyüttüğünü de kısa sürede onlardan daha bilgili olduğunda anlıyor ama aşkına hala toz kondurmuyor. Aşkın gözü harbi kör demek ki:)
Diğer bir boyutta düşünürsek ise Martin bireyciliği savunurken bir yandan da sosyalist insanların bilgi birikimi ve onlarla tartışmak hoşuna gidiyor. Sosyalist olmakla da sık sık suçlanıyor hatta dışlandığı dönemler de oluyor. Burda Jack London'un sosyalist kimliğini hissedebiliyoruz.
Martin'in, kitapların neden mutlu sonla bitmesi gerektiğini, kötü de bitebileceğini ancak insanların mutlu son istediğini bir türlü anlamlandıramadığı düşünce bu kitaba da yansımış gözüküyor.
Aşk, felsefe, hayata dair pek çok şeyi barındıran bu kitap insanı derinden etkiliyor,düşüncelerini sorgulatıyor insana. Mutlaka okunmalı