Sevdiğimiz insanlar, her zaman açıkça seçemesek de peşinde koştuğumuz bir hayali özlerinde barındırırlar. Bana Gilberte'i sevdiren Bergotte'a ve Swann'a inancım, Mme de Guermantes'ı sevdiren de kötü Gilbert'e inancım olmuştu. En sancılı, en kıskanç, görünürde en kişisel aşkım olan Albertine'e aşkım da ne muazzam bir denizi barındırmıştı içinde! Zaten bütün varlığımızla sarıldığımız bu kişisellik yüzünden, insanlara beslenen aşk, bir bakıma sapkınlıktır.
Evime doğru yol alırken, bilincimizin alışkanlıklarımıza katkıda bulunmaktan nasıl hızla vazgeçtiğini, onlarla ilgisini tamamen kesip kendi başlarına gelişmelerine izin verdigini ve bu durumda, ahlakı ya da zihinsel değerleri belki de bağımsız olarak, bambaşka bir yönde gelişen kişilerin eylemlerini tamamen dışarıdan, benliklerinin tamamını kapsadıkları varsayımıyla gözlediğimiz takdirde, ne kadar şaşırabileceğimizi düşünüyordum.
Her söyledigine başka bir cümleye uygun düşecek bir yüz ifadesi eşlik ediyordu. Sanki insan yüzü ifadeleri hazinesinin tamamına sahipmiş, ama başka bir dünyada yaşıyormuş gibi, çeşitli ifadeleri yanlış bir sıralamayla sergiliyor, kendisine söylenen sözlerle ilgisiz tebessüm ve bakışları rastgele dağıtıyordu.
Gerçi M. de Charlus'un Morel için yaptık. lan düşünüldüğünde, bu sonuncusu pek zayıf bir ihtimal gibi görünebilirdi, ama şunu da unutmamak gerekir ki, aşk yüzünden, sevdigimiz insan uğruna akla gelebilecek en büyük fedakarlıkları yapmakla kalmaz, bazen arzumuzu bile feda ederiz, zaten sevdiğimiz kişi bizim kendisinden daha aşık olduğumuzu biliyorsa, arzumuzu tatmin etmek iyice zordur.