Sonuç olarak, Albertine'in beni niçin terk ettiğini hâlâ tam olarak anlamış değildim. Bir kadının çehresini kavramak, o hareketli yüzeyin tamamına hakim olamayan gözler için, dudaklar için ve bilhassa hafıza için o kadar zorsa, kadının sosyal konumuna ve bizim bulunduğumuz düzeye bağlı olarak, bulutlar o çehreyi değiştiriyorsa, aynı kadının bizim gördüğümüz eylemleriyle onu harekete geçiren güdüler kim bilir ne kalın bir perdeyle birbirlerinden ayrılır! Güdüler bizim göremediğimiz, daha derin bir düzlemde yer alır ve zaten bizim gördüklerimizden başka, çoğu kez de onlara tamamen zıt eylemlere yol açarlar.
Yalan insanın özünde vardır. İnsan hayatında belki zevk arayışı kadar önemli bir rol oynar ve zaten bu arayışın yönetimi altındadır. Zevklerimizi korumak için veya zevkin ifşa edilmesi şerefimize aykırı düşüyorsa, şerefimizi korumak için yalan söyleriz. Hayatımız boyunca ya-lan söyleriz, hatta özellikle, belki de sadece, bizi sevenlere ya-lan söyleriz. Sadece bizi seven kişiler yüzünden zevklerimizin üzerine titrer, onların bize saygı duymasını isteriz.
Aslında bu değişim süreci, tıpkı dokuların yıpranması ve onarılması gibi ara sıra tekrarlanır, ama biz sadece eski benliğimizde büyük bir ıstırap mevcut olduğunda bu süreci fark ederiz; o ıstırabın, o yabancı ve yaralayıcı cismin artık mevcut olmadığını görüp şaşırır, başka birine dönüşmemize hayret ederiz; bu yeni şahıs için selefinin ıstırabı başkalarının ıstırabından farksızdır, hissedilmediği için merhametle bahsedilebilen bir ıstıraptır.
Hatta onca istırabı çekmiş olmamıza da aldırmayız, çünkü o acıları çekişimizi sadece bulanık biçimde hatırlarız.
Aynı şekilde, gece gördüğümüz kâbuslar da korkunç olabilir. Ama uyandığımız anda başka bir kişi oluruz ve yerini aldığımız şahsın uyurken katillerden kaçmak zorunda kalmış olması bizi ilgilendirmez.
Tıpkı bir mateme karşı kayıtsız olduğu halde, oradaki insanlarla duruma uygun, kederli bir tonda konuşan ve ara sıra kendisini misafirleri ağırlamakla görevlendirmiş olan dul arkadaşının hâlâ hıçkırarak ağladığı odaya gidip onu yoklayan bir dost gibi bu benliğim de eskisiyle temas halindeydi şüphesiz.
Albertine'in arkadaşına sitem etmesi için hiçbir sebep yoktu Onun adını gasp etmiş olan şahıs mirasçısıydı sadece Insan ancak hatırladığı şeye sadık kalabilir ve ancak bildiği şeyi hatırlar. Benim yeni benliğim eskisinin gölgesinde büyürken Albertine'in bahsini sık sık işitmişti, eski benliğim aracılığıyla, onun anlattığı hikayeler aracılığıyla Albertine'i tanıdığını sanıyor, ondan hoşlanıyor, onu seviyordu, ama bu ikinci elden bir sevgiydi sadece.