Motivasyon ve kişisel gelişimle ilgili makalerler yazıyorum. Okumak isterseniz linke tıklayın ve yorumlarda ne düşündüğünüzü yazın
duvariyik.blogspot.com
Üniversite yıllarımda Simyacı hakkınde öyle güzel şeyler duydum ki, onu bir an önce okumaya can atıyordum. Sonunda onu bir kütüphanede bulduğumda o kadar sevindim ki, Uç Beyi - Ertuğrul Gazi ve Özgürlüğe Kaçışım kitapları bitirince hemen aldım ve okumaya başladım, ama daha kitabın ilk bölümünde: "Harika kitap dedikleri bu mu?" diye düşünmeye başladım.
Romanın ana teması bir çobanın hayalinin peşinden giderek hayatta hangi amaç için geldiğini bulmaktır, ama kafamı kurcalayan şu ki, olaylar çoğu zaman gerçek hayata uygun olmayan şekilde gelişmesi. Roman iki kısımdan oluşuyor, bir bu yana bir bu yana gidip duruyor.
Birinci kısımda hayatın sadeliği ele alır. Tamam, hayatın sadeliğinde bir güzellik ve rahatlık vardır, ama burada olaylar o kadar sade ki, uykumu getiriyor; derken olaylar birden uykucu sadelikten, "pes" dedirten fantastik (doğaüstü) bir şekilde ilerler: çoban bir rüyalarla ve doğanın gösterdiği işaretlerle geleceği görmesi, rüzgara dönüşecemiş, yok hele güneş ve Büyük El (Tanrı) ile konuşması gibi olaylar.
Yani, roman yerine öykü olsaydı daha iyi olurdu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Anonim
Bence, yaptığımız en büyük hatalardan biri, bağışlamayı özellikle kendimizi bağışlamayı unutmamızdır. Hep hatalarımızı ve kusurlarımızı anımsatırız kendimize. Gelecekte yapacağımız hatalardan korkarız. Kendimizi acımasızca eleştirir, sık sık düş kırıklıkları yaşar ve kendimizi biçimsiz bir şekilde yargılarız. Kendimizi suçlar ve zaman zaman kendimizin en acımasız düşmanı oluruz. Kendimizi bağışlamamamız bence hem aptal hem de saçma bir şeydir. Hiçbirimiz dünyaya geldiğimizde hata yapmamak üzere programlanmadık. Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Hiçbirimiz kusursuz değiliz.
Anonim
Durgun bir suda yüzen kayıklar gibi yalnızca suyun üstünde yüzenlerden konuşuyoruz. Derinliklerde olanlardan, duygulardan konuşmuyoruz. Konuşmak bize gerçek mutluluğu, mutluluk ise gerçek acıyı getirir diye korkuyoruz.