Motivasyon ve kişisel gelişimle ilgili makalerler yazıyorum. Okumak isterseniz linke tıklayın ve yorumlarda ne düşündüğünüzü yazın
duvariyik.blogspot.com
Kitabı okurken gözüme takılan ilk şey elyazının düzensizliğidir. "Niye böyle yazıldığını?" düşünürken Charlie Mackesy aslında kitabın yazarı kitaptaki çocuk ya da onun içindeki çocuğun olduğunu ima etmek istemiş olabileceğini düşündüm.
Kitap yalın ve akıcı dille yazıldı, yaklaşık bir iki saatte bitirdim. İçinde birçok güzel alıntılar olsa da sadece birkaçını seçmek zorundaydım. Yazarın dediği gibi, kitabtaki karakterler farklı kişiliğimizi temsil ederler - kimi zaman hepsini içimizde olduğunu hissederiz.
Bu kitabı köstebek ve çocuk gibi kendini önemsiz gören ve tilki gibi hayattan yorulmuş okurlara tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
Bir yanda heyecanla dolu macera, diğer yandan da akıcı ve kolay bir dili vardır.
Kitabı severek okudum. Macera kitapları ve Sharlock Holmes'un hayranlarına tavsiye ediyorum.
Geleceğe Yön Veren Başarı Öyküleri kitabında "Başarmak için Vazgeçmek" diye bir öykü vardır. Öykünün anlatıcısı önemsiz şeylerden vazgeçmediği için kayda değer bir şeyde başarmadığını söylüyor. The Subtle Art of Not Giving a F*ck da aynen bu konu detaylı bir şekilde ele alıyor.
Kitapta sık sık F harfiyle başlayan bir küfürle karşılaştım. Yazar bunu kimi zaman aldırmak, kimi zaman konunun önemine dikkat çekmek, kimi zaman da laf olsun diye atar. Ama bunu gözardıedersek okumaya değer bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Kitap uc konuyu ele alır:
a-) Bir sorunun üstünden gelmek için çözemeye odaklanarak, sizi engelleyecek her türlü şeye aldırmamak.
b-) Yaşamaya değer bir hayat yaşamak istersiniz neye aldıracağınız neyi aldırmayacağınızı da dikkat etmelisiniz.
c-) Başarıyı istersiniz ona uygun ölçeği/zihniyeti bulmalısın, aksi halde her ne yaparsınız yapın, yanlış zihniyet sizi hep başarısız kılar.
İyi okumalar.
Lisedeki herbir öğrencinin okuması gereken bir kitap. Bilgilendirici ve ilham verici olduğu kadar da akıcıdır.
Kitabın ilk cümlesi tek başına birç şey ifade ediyor: "Milli zenginliğimiz, her birimizin bireysel zenginliğiyle ilişkilidir." Bu cümle hem Aziz Sancar'ın sözü: "Gelişmek ile zenginleşmek farklı şeylerdir. Mesela Araplar zengindir ancak gelişmiş değillerdir. Biz de Araplara özeniyoruz; Gelişmek değil zenginleşmek istiyoruz. Bu yüzden bilgili ve kültürlü değil, paralı ne nüfuslu insanlara saygı duyuluyor bu coğrafyada,” hem de Mark Manson'nun The Subtle Art of Not Giving a F*ck kitabında sözü: "Hepimiz villalardaki zenginler gibi yaşamayı istiyoruz, ama hiçbirimiz onların gibi avukatlarla, evraklarla, borsayla, müşteriler ya da yatırımcılarla uğraşmayı istemiyoruz." Evet, bu işler zordur, ama Babil’in En Zengin Adamı'da geçtiği gibi iyi çalışmanın mükâfatı mutlaka göreceğiz.
Kitapta köleler gibi fakir ve güçsüz insanların başarı hikayelerinin anlatılması sevdim. Yine kitapta geçtiği gibi: "Bazı gençler, eski zamanlar bilgileri geride kaldı diye yaşlı insanların sözlerine kulak asmıyorlar. Hâlbuki doğduğumuz günde parlayan güneş babamızın doğduğu günde de parlıyordu, ve yine son torunumuz dünyadan gidince parlamaya devam edecek." Bizden önceki yaşayan insanların ve medeniyetlerin hakkında okumak hem kültür bilgilerimizi geliştirir, hem bizi birçok hata yapmaktan kurtarabilir, hem de bazı başarıları elde etmemiz için ilham verir ve yol gösterebilir.
Yine kitapta: "Erteleyen muradına eremez," diye geçiyor. Ben de kitabı okurken inceleme için bir iki tane güzel sözler aklıma geldi, ama "Şimdi okuyorum, bitirince yazarım," deyip onları taslağa geçirmeden okumaya devam ettim, ve şimdi onları hatırlamıyorum.
Kitaptan birçok alıntı burada yazmayı isterdim, ama "Sözün en güzeli kısa olanıdır," dedikleri için bu
Kitabı görünce aklıma Hz Muhammed (sav)'in hadisi: "Akıllı kimse, kendisini hesaba çekip ölüme hazırlanan kimsedir," geldi, ve Ryan HolidayThe Obstacle Is the Way kitabında Montaigne ölümle burun burna geldiği ve kurtulduğundan birkaç yıl sonra bu tecrübesinin etkilenerek nasıl harika eserleri yazıp büyük işler yaptığını anlattığını da hatırladım. İşte bu yüzden bu kitabı okumayı çok istemiştim, çünkü ister yaşlı ister genç ister çocuk olsun, hiç kimse hayatın değeri ölüm döşeğinde olan bir insan kadar iyi anlayamaz.
Victor Hugo gerçekten harika bir kitap yazdı. İdam mahkûmunun iç dünyası öylesine izah ederek anlattı ki kendimizi idam mahkûmunun yerine koymamak ve acımamak elde değil. Beni gerçekten etkiledi. Zaten hepimiz birer mahkum değil miyiz? Tek fark şu ki karar ne zaman uygulanacağı bilmemizdir.
Buna rağmen idam cezası yürütülmeye devam etmesi gerektiğini kanaatindeyim, çünkü bazı suçları ancak böyle bir cezayla azalabilir.
Zakir Naik yaptığı konuşmalardan birinde batı dünyasından gelen insanlar 21'ci yüzyılda, bilimin çağında bir adam bir kadına taciz etti diye idam edilmesi barbarlık bir şey olduğunu söyledikleri halde Zakir Naik onlara: "Allah korusun, birisi annene ya da kız kardeşine taciz etse ona hangi hükmü verirdiniz?" diye sorduğunda hepsi: "İdam ederiz (bazıları ölünceye kadar işkence ederiz!)" demişler. Zakir Naik: "Birileri başka bir kadını taciz ederse idam etmesi babarlıktır, ama kendi annesi ya da kız kardeşi taciz ederse idam ederler," diyerek durumu yorumladı. Şimdiye kadar sadece bir tanesi: "Ona yedi yıl hapis cezası veririm sonra serbest bırakırım. Eğer tekrar bir başka kadını taciz ederse onu idam ederim" söyledi, buna karşılık Zakir Naik ona ABD'nin istatistiklerine göre tecavüz suçundan hapse girenlerin 95% serbest bırakıldıktan sonra tekrar taciz etiklerini