Bizim çektiğimiz acıyı gerçekte kimse bilmiyor. Bir gün büyüyüp de geriye dönüp baktığımızda tüm bu acı ve kederlerin ne kadar saçma olduğunu hayal meyal hatır- layacağız belki de. Fakat tam bir yetişkin oluncaya dek geçecek olan bu uzun ve korkunç süreyi nasıl geçirmeliyiz ki? Kimse bunu öğretmiyor.
Gözleri görmüyor. Bu genç yaşta gözlerini kaybetmek çok zor olmalı. Böyle sessiz gecelerde odasında tek başına ne hissediyor acaba? Bize hava hoş. Üzgün hissettiğinde kitap oku, manzaraya bak, kara bulutlar az da olsa dağılsın. Fakat Şin bunları yapamıyor. Sessizce duruyor sadece...Dün gece de yine Şin'i düşünüp, yatağıma girdikten sonra beş dakika gözlerimi kapattım. Yataktayken bile beş dakika öyle uzun ki insanın göğsü sıkışıyor. Peki ya Şin? Ne sabah ne öğle ne akşam, günler, aylar boyu hiçbir şey görmüyor. Şikayet etse, öfke nöbetlerine girse, kapris yapsa yine iyi. Şin hiç sesini çıkarmıyor.
Anne, ben yetişkinim artık. Dünyada ne olup bittiğinden haberim var. Sen de içini ferah tut. Benimle ne istersen konuşabilirsin. Evimizin ekonomisinden bana açık açık bahsetsen, durumumuz bu, sen de ona göre davran desen ne ayakkabı ne de başka bir şey için ısrar ederim. Ayakları yere basan, tutumlu bir kız olurum. Gerçekten inan bana.
İçlerinden birine bakıp gülümsemeye kalksam, sadece bu yüzden bile onunla evlenmek zorunda kalacağım bir duruma sürüklenebilirdim. Kadınların kendi kaderlerini belirlemesi için tek bir gülümseme yetip artıyor. Korkunç. İnanılacak gibi değil. Aman dikkat edeyim.