Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Nazım Hikmet Ran
Ürktün oğlum, huylandın hep, az mı kışkırtıldın yalnızlığa
daha kirpiklerin kırpışmadan doluşan anılar da bıraksın istedin seni
bir kör kadar sabırlı olamadın, alaycı hiç
yazık ki sağırlar kadar alıngandın
Bir çift göz gezinse gözlerinin karanlığında
çalınmış buluyordun yoklandığında kalbini
Kalbin! ayaklanan bir sığırcık sürüsü kadar gürdü kalbin
Kalbin! onu yeniden tanımla, unuttuklarınla
süt kutusunun yaldızından sızdırdığın ışıkla okuduğun mülkiyetin kökeni
onu koru diyordu sana gerekecek paylaşım savaşlarında
kalbinden başka verecek mülkün yok yoksullara
Yıllar geçti oğlum, bulduğumda seni
nabzın yalnız geceleri mırıltılı ve berrak
gündüz kire ve sabun tozlarına karışarak akıyordu
yağmur mu yağıyordu kederin mi çarpışıyordu bulutlarla
Umabilirdin oğlum, yüzünde kireç kuyularından kalma yanıkların olması
uzanabilirdin beyninin son rahat kıvrımlarına
her gece sarsıntılarla irkilmeseydi hayatın, sancılarla
yine dayanabilirdin oğlum, alışabilseydin ayrılıklara
şimdi mavi hâlesine tavaf ettiğin dünya
'denizimde boğulacak kadar güzel değilim' diyor sana
'gittikçe aşınıyor prizmalarım, arzum kalmadı kırılmalara.'
Biliyorum oğlum, o onu bilsen de gideceksin
ben seni kırılmaktan oluşmuş bir mordan doğurdum
acıdım sana, acını gizledikçe sevdim acıdım sana
unutturmak istedim kalmış son birkaç çağıltıyı da
aşkı mesela
aşk geniş açıyla kırıyor kırılınca, büyük acıyla
Mauppassant'ın hikayelerinin Gezgin Satıcı ismiyle toplu olarak yayınlandığı güzel bir kitap. Hikayeler oldukça kısa, anlatım oldukça sade.
Genellikle ahlaki konular işlenmiş hikayelerde. Işin ilginç yanı neredeyse bütün hikayelerde evli insanlar eşini aldatıyor. Hatta bir hikayede büyükanne, torununa; insanların eskiden birbirini aldattığını, şimdilerde ise sadakat, sonsuz bağlılık gibi saçmalıklara inanıp bu eğlencelerden mahrum kaldığına dair dert yanıyor ve torunu şaşıp kalıyor. Büyükanne bir insanın hayatı boyunca sadece birini seveceğine, ona bağlı kalacağına inanmıyor. Bunu ise güzel ve anlamlı bir şey olarak yorumluyor Başlarda yazar karşıt fikirleri, olumsuz durumları göstererek doğruyu bulmamız konusunda bizleri teşvik ediyor falan diye düşündüm açıkçası. Ama sonunda evliliğe karşı olduğunu daha doğrusu evliliği genel kanının çok dışında yorumladığını anladım. En azında ben öyle sanıyorum. Merak edip hayatını araştırdım ve mutsuz bir evlilik hayatı yaşayıp boşanmış, bu düşünceyi doğrulayabilecek nitelikte bir kanıt. :)
Bunlar dışında gerçekten anlamlı, düşündüren, sorgulatan, keyifli hikayelerdi genel olarak; tavsiye ederim.m
Gezgin SatıcıGuy de Maupassant · İş Bankası Kültür Yayınları · 2009543 okunma