Kar yağıyor kente
Ve üstüne ölülerimizin
Gelinlikler örneği beyaz yumuşak
Giydiğimiz soğuk ölüm giysisi
Üzgünsün üşümüşsün
Oysa ölüler üşümez ki
Öylesine karanlık ki gece
Kaybedebiliriz birbirimizi
Ansızın bastıran bu tipiden sonra
Çöktü üstümüze bir yoğun sis
Bırakma ellerimi tutun bana
Kapanıyor karda ayak izlerimiz
Erken gelen bir kış bu eylülde
Yaşadığımız yaralı bir güz
Sevgisiz bir çağı geçiyoruz
Tomurcuk yüklüydü körpecik dalları
Kar altında kaldı kasımpatıları
Doğal değil ölümümüz
Bedrettin Aykın
Birinci Dünya Savaşı'ndan Sakarya Savaşı'na kadar olan zamanı anlatan ve savaşın sivil halk üzerindeki etkisi, köylü-aydın çatışması, köylünün savaşı ve hayatı yorumlayışı konularını işleyen başarılı bir eser.
Özellikle halk ve aydın arasında bulunan her anlamdaki uçurumun derinliğini bize göstermesi, bu uçurumun oluşmasının sebeplerini ve suçlusunu anlatması ve bunları olabildiğince tarafsız ve gerçekçi bir bakış açısı ile alması açısından önemli de bir eserdir bence.
Bu gibi noktalardan bakıldığında bu problemlerin temelini oluşturduğu günümüzün birçok sorununa da cevap oluyor Yaban. Ahmet Cemal hem aydınlar adına halkı, köylüyü soruşturuyor, kafalarını ve ruhlarını irdeliyor hem de halk adına savunma yapıyor; aynı davanın hem yargıcı hem avukatı olmak zorluğuna girişiyor.
Dili ise Osmanlıca Türkçesinden kalan bazı eski sözcükler içermesi dışında oldukça anlaşılır ve akıcı.