Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Özgeevren hatıratında mahkemelerdeki feci durumu bizzat kendi ağzından itiraf etmektedir:
"Bir gün mahkemeye karayağız bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler. Gerekçeleri şöyleydi: 'Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına karar verildi.' Hemen o gece götürüp çocuğu astılar."
Sayfa 240 - Süreyya Özgeevren, Hatıralar; aktaran: Musa Anter , 2000' e Doğru, Sayı 51, 10 Aralık 1989, s. 20.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Elazığ kentinde oturanların çoğunluğu Türkçe konuşuyordu.
İsyancıların Halifeliği ve Şeriat'ı geri getirecekleri düşüncesiyle onlara yardımcı oldular ve kenti isyancılara teslim ettiler. Kürt isyancıların yağmacılığa başlamaları durumu değiştirdi. Eşraf ve halk, bu kez devlet güçleriyle işbirliği yapıp, Elazığ'ı geri aldı.''
(Naci Kutlay, Kürt Kimliği Oluşum Süreci, s. 174-177.)
"Şeyh'in kendisi de mahkemedeki ifadelerinde bu durumdan duyduğu üzüntü ve ümitsizliği dile getirir. 'Benim maksadım bu dine hizmet vermekti... Muvaffak olamadık. Şimdi anladım ki muvaffak olsaydık da bu ahali ile bir şey olmazdı. Vaziyet bu idi. Çünkü ahaliden sıtkım sıyrıldı. Şeriata razı olan ahali kalmamıştır."'
Sayfa 238 - Süreyya Özgeevren, Dünya gazetesi, 12 Haziran 1957.
Hazrolu Seyfeddin Paşalardan Hatip Bey, Mustafa Kemal'in huzuruna çıkıyor. Şeyh Said'e karşı hükümetle işbirliği yapmış, ama o da sürülmüş. Binbir güçlükle Paşa'ya ulaşıyor.
Kapıdan içeri girince bakıyor, Mustafa Kemal elini şakağına koymuş, düşünüyor. Hatip Bey diyor ki 'Paşam biliyorsunuz size bağlılığımı ve saygımı. Biz sizinle Şeyh Said'e vurduk.
Onlar bizden öldürdü, biz onlardan öldürdük. Şimdi bizi assan bize ağır gelmez. Fakat sen bizi onlarla bir yaptın, sürdün. Bu ağırımıza gittiği için sana geldik.' Mustafa Kemal şöyle baştan savıyor: 'Hatip Bey, sen akıllı bir adamsın. Bir insan ki milletine haindir, ondan bir hayır gelmez, hadi gidin' diyor.''
(isyana karşı orantısız güç kullanımı olacağı söylendiğinde dönemin başbakanı Fethi Okyar;)
'Böyle bir şeye lüzum yoktur. Bu isyan o kadar hiç ki, Harput'ta ahali onları tepeledi. Birkaç taburluk bir iş. Sizin maksadınız başka. Bunu bahane edip terör yapmak istiyorsunuz. Milleti asıp kesip ortalığı sütliman yapmak, kan ile mevkide oturmak istiyorsunuz. Ben böyle büyük bir günahı işleyemem, alet olamam.'" (Rıza Nur , a.g.e. , 4/1326)
Yeni Başbakan İsmet Paşa'ya acilen şu yetkiler verilir:
1. Sıkıyönetim ilanı,
2. Hıyanet-i Vataniye Kanunu,
3. Takrir-i Sükun Kanunu,
4. İstiklal Mahkemeleri kurulması.
İsmet İnönü' nün damadı Metin Toker bu yeni dönemi şöyle anlatmaktadır:
"Bu ortamda ancak mezar sessizliği olacaktı. Hiç kimsenin yapılanları tartışması istenmiyordu. Yapılanlar sadece övülebilecekti. 1925 Türkiye'sinde Gazi'nin, İsmet Paşa'nın ve onların yanında yer almış 'Silahendaz mebusların' memlekete müsaade etmeye niyetli bulundukları hürriyet bundan ibaretti.''