Birçokları gibi David McDowal'da, 3 Mart 1924'ün, hilafetin kaldırılmasının bir dönüm noktası olduğu görüşündedir:
'Bu, (Hilafetin kaldırılması) asıl darbe oldu... Bu, Kürtlerin Türklere karşı duyduğu son ideolojik bağı da kopardı. Dini okulların, yani medreselerin ve tekkelerin kapatılması ise, çoğu Kürt için geriye kalan son eğitim kaynağını da ortadan kaldırmış oldu. Türkiye'nin1912-1922 arasındaki savaş yıllarını aşmasına neden olan Kürtler, bu kez onun düşmanları haline geldiler... Bunlar, dini yönelimli şeyhler ve eski Hamidiye ağalarıydı ki, halifenin savunulmasına samimi olarak inanıyorlardı. Şimdi bu insanlar arasında, onların daha önceden en ufak bir bağlantı kurmayı kabul etmedikleri kişiler, yani Kürt milliyetçileri, bir direniş geliştireceklerdi." (David McDowall, a.g.e ,s. 192)
"O Hilafet kurumu ki, dünyanın her yanındaki Müslümanlar onun kuru bir unvana indirgenmiş adı karşısında dahi tazim (hürmet-saygı) göstermeden edemezdi. O Hilafet kurumu ki, ölüsü bile dosta umut, düşmana korku veriyordu. O Hilafet kurumu ki, 1400 yıldan beri başına gelen her türlü kazadan kurtulmayı başarmış ve bugüne kadar gelebilmiş tek dini kurumdu. Haçlılar ve Moğollar bile onu yok etmeyi başaramamışlardı." (Mustafa İslamoğlu, İslami Hareketler ve Kıyamlar Tarihi, Düşün Yayınları, s. 584)
İlk başlarda Mustafa Kemal, her fırsatta hilafetin lüzumundan bahsetmektedir. Ne olursa olur ve sonradan hilafetin lüzumundan bahseden Paşa gider ve yerine hilafeti kaldırmak için 'gerekirse bazı kellelerin gideceğini' söyleyen Paşa gelir. Bu ani fikir değişikliğine şaşıranlar arasında silah arkadaşı Kazım Karabekir Paşa da vardır:
"Bir gün minberlere kadar çıkıp hilafet makamının kutsiyetinden bahset, herkes boyun eğsin dinlesin, bir günde ani karar ver, 'Hilafet kaldırılmıştır,