Şu aralar marjinal okumalara kaydım.Fikirlerim bir hayli değişti.Sadece Türkiyeden değil insanlığın geleceğinden endişeliyim.
Egoyu at, gerisi gelir.
Nietzsche
My profile on Letterboxd boxd.it/42kYh
Lev Nikolayevich Tolstoy ruhun şad, mekanın cennet olsun bilge insan(evet gerçek inanan ve iyilik yapan bütün insanların cennete gireceğine inanıyorum böyle marjinal görüşlere sahibim diye isterseniz beni tekfir edin umrumda bile değil). İlk üç hikayeside çok farklıydı, üçünden de farklı anlamlar çıkartabilirdiniz ancak beni esas şaşırtan, dumura uğratan eser sonuncusu oldu. Efendi ile Uşağı'ndaki sonu, o mükemmel imgelemleri, ölümün soğuk yüzünü, ölümün tasvirlerini sanırım ömrüm boyunca unutamayacağım. Karlı, fırtınalı bir ortamda geçiyor eser. Ben gereksiz uzatıp kitabı anlatmayacağım, direk sonuna geleceğim. Spoilerdir uyarayım. Kitabı okuyanlar bilir ki, son sahnedeki rüya durumu gerçekten takdire şayan bir ustalık gerektirirdi. Yani demem o ki Tolstoy gibi bir ustanın elinden böyle bir son çıkardı ancak. Son sahnede İvan sandığı kişinin parlak ışıklar içinde gelmesinden anlıyoruz ki o şahıs aslında Tanrı'nın ta kendisiydi. Rüyadan sonra bir mucize oldu ve ruhlar yer değiştirdi yani reenkarne oldu kendi aralarında. (Hatta bunu Tanrı'nın yaptığının bir kanıtıda adamın başka bedendeyken kendini o birkaç saniyelik durumda görebilme olanağıydı.) Veya Tanrı olarakta görmeyip sadece ilahi bir kişilik olarakta görebilirsiniz. Örneğin İsa gibi. Ölürken bile kendini düşünen kötü bir adam olarak öldü. Veya şimdi fakettimde şöyle de düşünebilirsiniz: ölen de yaşayan da aslında tek bir bedende çatışan iki farklı kişilikti ve Uşak galip geldi. (nitekim bu metaforu filmlerde de görebilirsiniz) Hayatımda okuduğum en sıradışı öykü olmaya kesinlikle adaydı. (bu arada şimdi okudum esas kitap olan Türkiye İş Bankası ve Kültür Yayınları'nda, Efendi İle Uşağı'ndan başka bir de yarı otobiyografik romanı olan Bir Toprak Shaibinin Sabahı kitabı var onu da kesinlikle alıp