Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle, korku ve açlıkla, mal, can ve ürünlerin eksiltilmesiyle sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredip sebat ve dayanıklılık gösterenlere iyi haberler müjdele.” (2 Bakara 155)
Ah, Küçük Prens’im! Senin o üzüntü dolu küçük hayatını yavaş yavaş
anladım böylece. Uzun bir süre günbatımındaki tatlılık tek avuntun olmuştu. Bu
ayrıntıyı dördüncü gün öğrendim. Ne demiştin bana o sabah?
“Günbatımını çok seviyorum. Hadi gidip bir günbatımı görelim.”
“Ama beklemek gerek...”
“Neyi?”
“Güneşin batışını.” Küçük Prens
İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu, şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.
Bize hiçbir şey yapmadılar –sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.