Martı, aslında bir olaylar silsilesinden ziyade bir "durum" anlatısıdır. Çehov bu eserde bize büyük savaşlar veya devasa aksiyonlar vaat etmez; onun yerine bir sayfiye evinde toplanmış, hayatlarından pek de memnun olmayan bir grup insanın iç dünyasını açar.
Kitabı okurken hissettiğiniz en baskın duygu, herkesin "başka bir yerde" olma arzusudur. Gençler yaşlıların sahip olduğu şöhret ve tecrübenin hayalini kurarken, yaşlılar da gençlerin enerjisine ve yitip giden zamanlarına özlem duyarlar. Bu durum, okuyucuda sürekli bir "geç kalmışlık" hissi uyandırıyor.
Dikkat çeken en ilginç nokta, karakterlerin birbirlerine aşık olmaları değil, aslında aşkın kendisine aşık olmalarıdır. Kimse karşısındakini gerçekten olduğu gibi görmez; herkes bir başkasını kendi hayallerindeki boşluğu dolduracak bir figür olarak kurgular. Bu yüzden diyaloglar çoğu zaman iki kişinin birbirine cevap vermesinden ziyade, iki ayrı monoloğun yan yana gelmesi gibidir.
Kitaba adını veren "Martı" imgesi, sadece bir kuş değil; özgürlüğü, safiyeti ve ne yazık ki bu saflığın dış dünyayla karşılaştığında ne kadar kolay zedelenebileceğini temsil eder. Göl kenarında yaşayan bu insanların dingin hayatı, aslında fırtına öncesi sessizlik gibidir.
Genç Kuşak: Dünyayı değiştirmek, sanata yeni bir soluk getirmek ve var olduklarını kanıtlamak istiyorlar. Ancak tutkuları onları kırılganlaştırıyor.
Eski Kuşak: Kazandıkları başarıların içinde sıkışmış durumdalar. Alışkanlıklarından vazgeçemiyorlar ama yaşadıkları hayatın rutininden de gizli bir sıkıntı duyuyorlar.
Özetle bu eser; başarısızlıklarımıza, hayal kırıklıklarımıza ve yine de her sabah uyanıp "hayata nasıl katlanacağımız" sorusuna verilmiş çok zarif, biraz da hüzünlü bir cevaptır. Martı'yı bitirdiğinizde karakterlerin ne yaptığından çok, sizin kendi hayatınızda
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma