Amerikalı yazar George Raymond Richard Martin'in bu aralar sıkça rastladığım, sosyal medya kullanan hemen hemen herkesin bir kere de olsa okuduğu çok güzelbir cümlesi var. Bu cümleyi okuduktan sonra, iyi ki kitaplar var hee, diyorsunuz kendinize. Kitap okuyor olmanın verdiği o eşsiz huzuru ve gururu yaşıyorsunuz. Aslında günde 1 saat de olsa ayırmış olduğunuz vaktin, boş geçen onlarca seneden daha evlâ olduğunu anlıyorsunuz. O ana kadar kitap okumanın; diksiyon, hayata olan bakış açısı, okudukça değişen görüşler ve bu saydıklarımın türevleri gibi olan faydalarının da ötesinde bir güzelliğini keşfetmiş oluyorsunuz.
“Kitap okuyan kişi, ölmeden önce binlerce hayat yaşar; hiç okumayan kişi ise yalnızca bir tane."
Evet, kitap okuyan bir kimse; Raskolnikov'un suçlu olmasına rağmen sevgi dolu kalbiyle hayatla olan savaşına tanıklık ediyor, Oblomov ile tembellik hususunda kendini baz alarak kıyasıya rekabete giriyor,
Nikolai Andreiviç Bolkonski'nin kavgasına ve otoriter kişiliğine hayran kalıyor, Etienne'in iş için yola çıkışına ve mücadelelesine şahit olarak kendisinde de bu arzuyu görmek istiyor, İnce Memed'in direnişini gördüğünde kendisini onun yerindeymiş gibi hayal ediyor, sevda hususunda kaybedince de Râif Efendi'yi benimseyerek sessiz sedasız, sıkıntılarını başkalarına hissetmeden yaşamış oluyor...
Peki bu K. bunları neden diyor, bunların bu kitapla ne alakası olabilir diye sorguladığınızı duyar gibiyim. Sebep şu ki Dünyalı kardeşlerim; aynı zamanı paylaştığımızdan olsa gerek, yaşadığımız dönemin genel resmini Ahmet Ümit'i okuyarak vakıf oluyorum.
İlmek ilmek işlemiş bu kitaba Ahmet Ümit. Mafya tipli insanların masum insanların hayatıyla oynamasına, kadınların hayat mücadelesine ve kadın cinayetlerine, herkesin "Adalet" arayışına, paranın günümüz şartlarında her