Ruhun gölgeleri. Başkalarının bizim hakkımızda anlattığı hikayeler ve insanın kendisi hakkında anlattığı hikayeler:Hangisi gerçeğe daha çok yakındır? Kendi anlattıklarınızın doğruluğu o kadar kesin midir? İnsan kendisi hakkında otorite sayılır mı? Ama kafamı meşgul eden asıl soru bu değil. Asıl soru şu:Bu tür hikâyelerde gerçekle yalan arasında bir fark var mı? Dış görünüşle ilgili hikayeler de var.Ama bir insanın içini anlatmaya hazırlanırsak? Herhangi bir zamanda sonuçlanacak bir yolculuk mu bu? Ruhumuz gerçeklerin bulunduğu bir yer mi? Yoksa gerçek denen şeyler yalnızca hikayelerimizin aldatıcı gölgeleri mi?
İyimserlik, sevginin birinci dereceden kuzenidir ve zorlayıcılığı, espri anlayışı olmaması ve hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkması gibi üç noktada aşka benzer.