Artık yalnız değildim. Beton zeminde on iki genç kadın oturuyordu. Donuk ve yabani..
Tıpkı yaşayan ölüler gibi. Tekrar insanlar arasında olmama sevinmiştim." Merhaba ben Leylâ " diyerek coşkuyla selamladım. Ama kimse bir tepki vermedi, yüzüme öylece baktılar..
"Buradan sağ çıkarmayacağım "diye düşünüyordum. Ve bundan emindim. Adamlar beni çöp tenekesi gibi, oyuncakları gibi, pislikmişim gibi kullanıyorlardı.
Öldürmek onlara yeterince ilginç gelmiyordu. Bana işkence ederek keyifleniyorlardı..
Bunu neden hemen öldürmüyorsun?
Begi gülerek " onu sana tavsiye ederim, gerçekten iyi!"
Sonra bana dönüp "Umarım bu savaşı atlatırsın. Bir şeyi anla Leyla, bir daha seninle hiçbir zaman karşılaşmak istemiyorum,anlıyor musun?
- Ama sonra tekrar karşılaştık. Yıllar sonra baş tanık olarak karşısında duracaktım..
Begi beni dosdoğru cehenneme yollamıştı. Çünkü bu adamlar insan değil canavardı..
Ağlamamam gerekiyordu. Başımı dik tutup gülümseyecektim. O zaman benim için her şey yolunda gidecekti. Beni öldüreceğine inanmıyordum. Ama bir deliye güvenilir miydi?
Rabindranath Tagore şu sözleri sarf ederken aslında her işin başlangıcı o işi sevmeyle başladığını ve sevginin gücünü betimlemek sanırım.
" Okuyarak öğreneceksin ama, severek anlayacaksın! Boş zaman yoktur, boşa geçen zaman vardır. "