"İcazet verilmemiş bir hayatı kabul etmeye hazır olmadığımı söylemekten vazgeçmeyeceğim." (Sayfa 46)
Kitaba başladıktan sonra çoğu sayfayı arkadaşlarıma fotoğraf olarak gönderdim ve okumalarını istedim. Tespitleri güçlü ve felsefi tarafı da olan bu eserin karamsar havasını kendi düşünce yapıma benzettim. Belki de bu tespitlere hak verdiğim için arkadaşlarıma da gönderdim.
"Tutsağı olduğun kaçış iptilası dışında başka bir tutkun da olmalı." (Sayfa 42)
Romanın anlatıcısı, 46 yaşında bekar, yalnız yaşayan bir adam. Mesleği ise ayakkabı denetçisi. Ayakkabı firması adına yeni modelleri şehir sokaklarında giyerek test ediyor ve gözlemlerini not alıyor. Bu iş sayesinde Frankfurt sokaklarında sürekli dolaşan anlatıcı, yalnızca ayakkabıları değil, etrafındaki insanları, toplumu ve kendi iç dünyasını da gözlemliyor. Gündelik hayatın sıradanlığı içinde küçük ayrıntılara takılıyor: insanların yüz ifadeleri, otobüs durağındaki bekleyişler, kafelerdeki sessizlik, kadınların elleri... Bunlar üzerinden yaşamın anlamı, insan ilişkileri, yabancılaşma, aşk ve ölüm gibi temaları sorguluyor. Detayların edebiyatı diyebiliriz yani.
"Tevazuuyla tiksintinin sürekli çarpışmasından meydana geliyor kibrim. İkisi de eşit ölçüde güçlü. Bir taraftan şöyle uyarıyor beni tevazu: Türdeşlerinin en salak hikayelerini dinlemelisin. Aynı anda şöyle iğneliyor beni tiksinti: Şimdi kaçmadığın takdirde türdeşlerinin ifrazatında batıp gideceksin! Asıl pislik, çarpışmaların asla bir sonuca varmamasında. Sadece yineleniyorlar." (Sayfa 67)
Baş karakterimiz topluma da aşka da mesafeli bir karakterdir ama monologlarında trajikomik bir taraf da bulunmaktadır. Modern ve kapitalist dünyanın bu şekilde yalnızlaştırdığı ya da yalnız kalmaya mecbur bıraktığı çok kişi aslında bir yaşam savaşı veriyor. Bu dünyanın