Ahmet Olgun

Ahmet Olgun
@Recklessreader
Lisans Mezunu
Çanakkale
227 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Delilikten Kurtulamayanlar
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 7. kitabı
Japon Edebiyatı bazen kendini size çok sevdiriyor bazen de anlatılanlardan çok uzak kaldığınızı düşünebiliyorsunuz. Ben de bu nedenle, ismi çok büyük olan ve Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Kenzaburo Oe'yi okumaya öykülerinden başlamak istedim. Kitaptaki ilk öykü kitaba ismini de veren Kurbanı Beslemek öyküsü. Öykü, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru bir Japon köyünde geçiyor. Bir Amerikan uçağının düşmesinin ardından köy halkı, hayatta kalan Afro-Amerikalı bir pilotu esir alıyor. Bu olay, çocuk gözünden anlatılıyor ve özellikle yabancıya karşı duyulan korku, merak, şiddet ve ahlaki çöküş gibi temalar işleniyor. Dönem olarak yabancılara karşı düşmanlık, ırkçılık, şiddetin sıradanlığı gibi konular Dünyada hakim olan başlıklardır. Japonya'da da her zaman Batı ve Doğu çatışması hakimdir. Keza öykü savaş sonrası yenik devlet olan Japonya'nın içinde bulunduğu psikolojik hali görmek açısından da önemlidir. “Savaş, işte böyle merhametsiz bir şey. çocukların parmaklarına kadar parçalıyor,” dedi kâtip. Derin bir nefes alıp sessiz kaldım. Savaş; o kanlı, büyük, uzun süren çatışma hâlâ devam ediyordu demek. Uzak bir ülkede, koyun sürülerini, biçilmiş taze çimenleri önüne katıp götüren bir sel gibiydi savaş, asla bizim köyümüze ulaşamayacağını sandığımız. Ama işte elimi ve parmaklarımı paramparça etmeye gelmişti savaş, babamı kanıyla sarhoş edip ona baltayı savurtmuştu." (Sayfa 64) Kitabın ikinci öyküsünün adı ise "Delilikten Kurtar Bizi"dir. Bu öykünün konusu ilk öykünün aksine daha kişisel bir izlekte ilerliyor. Öykü, zihinsel engelli bir çocuğa sahip bir babanın iç dünyasını ve yaşamla olan çatışmasını merkeze alıyor. Babanın oğluna duyduğu sevgiyle, toplumsal normlara ve kendi iç karanlığına karşı verdiği mücadele öykünün ana eksenidir. Aslında bu öyküye de otobiyografik bir
Kurbanı BeslemekKenzaburo Oe · Can Yayınları · 2015515 okunma
Reklam
Boktan Boktan Konular
6/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
Georgi Gospodinov son yıllarda almış olduğu ödüllerle adından çok bahsedilen ve ülkemizde de ciddi okura sahip bir yazar. Ben dilimize çevrilen 3 kitabından kısa olan Doğal Roman romanı ile başlamak istedim. Tercihimin nedeni yazarı daha rahat tanıyabilecek olmam ve kitabın ön yüzü ile arka yüzü oldu diyebilirim. Arka kapak yazısında da dediği gibi "Bir romanda nelerden bahsedilmesini beklemeyiz?" diye sormak istiyorum. Bu soruya da biraz kapak resmi cevap veriyor ama size de merak ettiriyor. Romanın merkezinde, anlatıcının (Gospodinov’un kendi hikayesiyle de bazı noktalarda çakışır) bir boşanma süreci ve bu süreçte yaşadığı içsel çöküş yer alır. Eşi, hamileyken başka biriyle ilişkidedir. Bu travmatik olay, anlatıcıyı bir arayışa sürükler. Ancak bu boşanma hikâyesi romanın yalnızca iskeletidir. Gospodinov bunu bir “başlangıç noktası” olarak kullanır; hikâye sık sık yön değiştirir. Post modern romanın bizlere sunduğu bu anlatım tekniği odağınızı dağıtabiliyor. Hatta okurken "Ben roman okumayı düşünmüştüm ama bu okuduğum ne?" de diyebiliyorsunuz. Roman boyunca tuvaletler, sinekler, koku, ses gibi sıradan ya da nahoş görünen gündelik detaylara geniş yer verilir. Evet bu kitapta çokça BOK anlatılıyor. Bu detaylar “roman dışı” kabul edilen unsurların da romana dahil edilebileceğini gösteriyor. Roman, kısa bölümlerden oluşur. Anlatı kesintiye uğrar, zaman sıçramaları olur, farklı perspektifler devreye girer. Okuyucu, anlatının bir “roman” olduğunu zaman zaman unutur, çünkü geleneksel olay örgüsünden sapılmıştır. Keza anlatıcı da bazen belirsiz hale gelir. İronik, düşünsel ve lirik bir dille yazılan bu kitabı tavsiye ederim. Ama belirttiğim şeylerden dolayı da "iyisi mi ben bu kitabı okumayayım!" derseniz de anlarım. İyi okumalar. "Çocukluğumuzda sevildiğimiz kadar asla
Doğal RomanGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 2018861 okunma
İnsanı Çıldırtan Sessizlik
7/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk'tan okuduğum ilk roman olan Sessiz Ev'i iyi bir başlangıç olarak görüyorum. Yazarın ilk kitabı hacim ve Thomas Mann'ın gölgesi nedeniyle hep gözümü korkutmuştur. Biraz da arka planda kalan bir kitabından başlamak istedim sanırım. Orhan Pamuk’un 1983 yılında yayımlanan bu romanı, İstanbul yakınlarındaki Cennethisar adlı hayali bir kasabada geçiyor. Roman, üç kardeşin babaanneleri Fatma Hanım’ı ziyareti sırasında yaşananları ve geçmişe dair anıları anlatıyor. Eser, beş farklı karakterin (Fatma Hanım, Recep, Hasan, Faruk ve Metin) iç monologlarıyla ilerliyor. Bu anlatım tekniği, karakterlerin iç dünyalarını derinlemesine keşfetme imkânı sunuyor. Bu karakterlerin yanında evin beyi olan doktor Selahattin ise bambaşka bir temsili sunuyor. Her ne kadar diğer kitaplarını okumamış olsam da yazarın Doğu- Batı çatışması, modernleşme konuları üzerine fazlaca düşündüğünü ve eserlerinin ana izleğinde yer verdiğini biliyordum. Hatta yazar bu anlamda Ahmet Hamdi Tanpınar - Oğuz Atay 'ın devamı olarak bile görülüyor. Bu kitabında da bu izleği belirgin şekilde görmek mümkün. Yazar bu temayı Doktor Selahattin Bey ile eşi Fatma arasındaki çatışma üzerinden veriyor. Selahattin bey oldukça pozitivist ve Batı’ya hayran bir figür olarak, geleneksel değerlere karşı çıkıyor. Eşi Fatma Hanım ise geleneklerine bağlı, dini değerlere önem veren bir karakterdir. Bu ikilik, Türkiye’nin modernleşme sürecindeki toplumsal gerilimleri yansıtıyor. Eserde bu iki karakterin evliliği üzerinden yeni kurulan bir Türkiye Cumhuriyeti de anlatılıyor. Kitabın 1983 yılında yayınlandığını düşünürsek kitapta sağ-sol çatışmasının olmaması tabiki mümkün değildir. Bu çatışmayı bir kadın erkek üzerinden, hatta saplantıya varan bir aşk üzerinden anlatıyor yazar. Devrim yanlısı, cumhuriyetçi Nilgün ile ona
Sessiz EvOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20248,6bin okunma
Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
Her şeyden önce Michalengelo gibi bir sanatçının bu topraklara gelip İstanbul için birtakım tasarımlar hazırlaması olağanüstü. Bugün insanlar; sosyal medyada nereye baksak bu olağanüstü sanatçının eserlerini görüyor, fiziki olarak görmek için soluğu İtalya'da alıyor. Bir de bu olayın kurguyla beraber bir romana dönüşmesi sanırım pastanın üzerindeki krema oluyor. Atmosferini tarihi dönemlerin oluşturduğu ve karakterlerini tarihi kişiliklerin oluşturduğu romanları okumak çok katmanlı olur zira. Roman, 1506 yılında Büyük Usta Michelangelo’nun Osmanlı İstanbul’u’na yaptığı kurgusal bir ziyareti anlatır. Sultan II. Bayezid, Haliç’e (Golden Horn) bir köprü inşa ettirme niyetiyle Michelangelo’yu Konstantinopolis’e davet etmiştir. Michelangelo, Roma’daki koruyucu Papa II. Julius ile arasındaki gerginlikten ve Leonardo da Vinci ile rekabet duygusundan dolayı bu teklifi kabul eder. İstanbul’a ilk gelişinde kendisine sunulan ressam ve mühendis kadrosunu bir süre yadırgar; Ali Paşa’nın himayesinde büyümüş şair Priştineli Mesihi’yle gezintiye çıkarak şehrin güzelliklerini keşfetmeye başlar. Bu süreçte Mesihi’nin Michelangelo’ya karşı beslediği güçlü duygular ve Michelangelo’nun Endülüslü bir dansçıyla yaşadığı tutku da romanın temel hikâyesini şekillendirir. Mesihi ve Endülüslü dansçı romanın önemli yan karakterleri oluyorlar. Mesihi dönemin İstanbul'unu ve saray hayatını anlatması bakımından da önem arz ediyor. Yazar romanı ile güçlü bir Doğu- Batı etkileşimini anlatırken usta sanatçıya da bu iki kültürü birbirine bağlayan bir unsur olarak yer verir. Kitapta bir dönem anlatılırken, aşk ve cinsellik teması da işlenmektedir. Dil olarak ise sade bir dil tercih edilmiş ve okuru hiç yormayan kısa bölümlerden bir roman oluşturulmuş. Benim de zayıf bulduğum kısmı da romanın edebiyattan
Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat OnlaraMathias Enard · Can Yayınları · 2024953 okunma
Köpeklerin Kavgası
8/10
·447 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Llosa'nın ilk romanı olan Kent ve Köpekler sert ve gerçekçi anlatıma sahip olup bir ilk kitap olmasına rağmen çok beğendiğim bir kitap oldu. Hikaye, Leoncio Prado Askeri Akademisinde geçmekte ve yazarın da geçmişi göz önüne alındığında otobiyografik özellikler taşımaktadır. Hikaye, ergenlik çağındaki çocukların hiyerarşiyle, sertlik ve baskıyla karşılaşmasını anlatmaktadır. Bu kitabı, bugünlerde çokça karşılaştığımız bir kavram olan "akran zorbalığı"nın romana dönüştürülmüş hali diyebiliriz. Öte yandan kurumsallaşan militarizmin nasıl kokuşmuş bir yapı haline geldiğini, düzen adı altında işlenen suçların olağan olduğunu görürüz. Okulda erkek çocuklar arasında yaşanan cinsel şiddet de sıradanlaşmış ve hatta bu cinsel şiddetten hayvanlar da zarar görmektedir. Yazar, sınıf ve ırk ayrımı ile sosyal yapıyı da güzel anlatmaktadır: bizler onlar, zenginler fakirler, beyazlar Kızılderililer, siyahlar melezler, burjuvalar yoksullar, güçlüler güçsüzler, kentliler dağlılar.. Okulun kıdemli öğrencileri yeni gelen çömez öğrencilere "köpek" lakabını takmaktadır ve okula başladıkları andan itibaren şiddet uygulamakta ve okula geldiklerine pişman etmektedir. Bu zinciri kıran yeni öğrencilerden Jaguar olur ve üst sınıfların liderini döver. Bunun üzerine kendi "çete"sini kurar. Kurulan çete; içki ve sigara ticareti, sınav sorularının çalınması, erotik dergi satışı gibi türlü faaliyetlerde bulunur. Kitabın kurgusu da Kimya sınavı sorularının çalınması, çalanların tespiti için araştırmaların yapılması ve çetenin içerisinden birinin gammazlaması izleği üzerinden ilerliyor. Bu gammazlayanın arayışı da kaza/cinayet gibi bir olaya kadar ilerler. Okulun içinde ilerleyen kurguya paralel olarak okul dışında da akan bir kurgu vardır ve iki hikaye özellikle Teresa isimli ana kadın karakter
Kent ve KöpeklerMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 202124 okunma
Reklam