Llosa'nın ilk romanı olan Kent ve Köpekler sert ve gerçekçi anlatıma sahip olup bir ilk kitap olmasına rağmen çok beğendiğim bir kitap oldu. Hikaye, Leoncio Prado Askeri Akademisinde geçmekte ve yazarın da geçmişi göz önüne alındığında otobiyografik özellikler taşımaktadır.
Hikaye, ergenlik çağındaki çocukların hiyerarşiyle, sertlik ve baskıyla karşılaşmasını anlatmaktadır. Bu kitabı, bugünlerde çokça karşılaştığımız bir kavram olan "akran zorbalığı"nın romana dönüştürülmüş hali diyebiliriz. Öte yandan kurumsallaşan militarizmin nasıl kokuşmuş bir yapı haline geldiğini, düzen adı altında işlenen suçların olağan olduğunu görürüz. Okulda erkek çocuklar arasında yaşanan cinsel şiddet de sıradanlaşmış ve hatta bu cinsel şiddetten hayvanlar da zarar görmektedir.
Yazar, sınıf ve ırk ayrımı ile sosyal yapıyı da güzel anlatmaktadır: bizler onlar, zenginler fakirler, beyazlar Kızılderililer, siyahlar melezler, burjuvalar yoksullar, güçlüler güçsüzler, kentliler dağlılar..
Okulun kıdemli öğrencileri yeni gelen çömez öğrencilere "köpek" lakabını takmaktadır ve okula başladıkları andan itibaren şiddet uygulamakta ve okula geldiklerine pişman etmektedir. Bu zinciri kıran yeni öğrencilerden Jaguar olur ve üst sınıfların liderini döver. Bunun üzerine kendi "çete"sini kurar.
Kurulan çete; içki ve sigara ticareti, sınav sorularının çalınması, erotik dergi satışı gibi türlü faaliyetlerde bulunur. Kitabın kurgusu da Kimya sınavı sorularının çalınması, çalanların tespiti için araştırmaların yapılması ve çetenin içerisinden birinin gammazlaması izleği üzerinden ilerliyor. Bu gammazlayanın arayışı da kaza/cinayet gibi bir olaya kadar ilerler. Okulun içinde ilerleyen kurguya paralel olarak okul dışında da akan bir kurgu vardır ve iki hikaye özellikle Teresa isimli ana kadın karakter