“Hayat, her nefeste ölüm tehlikesine maruzdur. Zaman haricinde ölüm yoktur. Zaman dâhilinde ise, ölümün vukuuyla yüz senelik bir ömür sıfıra inkılap eder. Altı yaşında ile altmış yaşında ölmenin beyninde hiçbir fark kalmaz… Siz şimdi değil, hayata gelirken ölmüştünüz. Rahm-i mâder, toprak mezarın methalidir. Korku, ölümün kılavuzudur.
Arslanın pençesinde parçalanmazdan evvel korkudan ölen ceylanın gözyaşlarını görmediniz mi?”
“Fatalistlik Şarklı ve Türk’tür. Deterministlik Avrupalıdır. Bu
iki medeniyetin arasında bir uçurum vardır. İstikbali görmek, sadece olacağı görmek demektir. Görülen şeyin mutlakiyetle vukuunu
haber vermek değil…”
Bir fatalisme öğrenmişsiniz… Fakat mânâsını bilerek değil, papağan gibi yalnız lafzî bir öğreniş… Her fenalığı kaderdir diye kabul etmek, acz ü meskenettir. Bu, Şark’a mahsus, çok meş’ûm bir itikad… İnsana çatan bir belâya kıpırdamadan nefsini teslim etme.