Nesnel yarı kaderin elindedir ve değişkendir. Öznel yarı kendimizdir ve bu da esasen değişmezdir. Buradan anlaşılıyor ki, çoğu zaman sadece kader ve sahip olduklarımız hesaba katılırsa da, mutluluğumuz aslında kim olduğumuza, bizim bireyselliğimize bağlıdır. Kader düzelebilir ve yetingenlik ondan çok şey talep etmez. Fakat ahmak her zaman ahmaktır ve ruhsuz bir hüdük sonsuza dek ruhsuz bir hüdük olarak kalır,isterse cennette çevresini huriler sarsın. En büyük mutluluk kişiliktir.
Mutlu bir varoluşun tanımı şöyle yapılabilir: Salt nesnel açıdan bakıldığında ya da ( burada özel bir yargı önem taşıdığından) soğukkanlılık ve olgun düşünceyle, kesinlikle tercih edilecek bir varoluş biçimi.
Dışsal olan her şey, “ben olmayan”dır ve öyle kalır. Sadece içsel olan, yani bilinç ve bilinç durumu “ben”dir. Refahımız da sıkıntımız da yalnızca bu bilincin içinde yer alır. Bu ayrım —ben ve ben olmayan kavramları— metafizik için fazlasıyla hamdır; çünkü “ben” yalın değildir. Ancak bu kadarı, eudemonoloji için yeterlidir.