Haruki Murakami
Tanrı’nın bütün çocukları dans eder
Çeviri: Ali Volkan Erdemir
Murakami’nin ilk kez kısa öykülerini okudum ve şunu söyleyebilirim ki; beklediğimden daha iyi nir deneyim oldu. İlk basımı 2000 olan bu kitap yakın bir zamanda Türkçe olarak basıldı ve yazarı özellikle takip ettiğim için hızlıca alıp okumak istedim. İş yoğunluğu sebebi ile beklediğimden daha geç bitti ne yazık ki ama her biri o bilindik hissi veren 6 öykü okumuş oldum.
Murakami’nin yazım tarzını seviyorum, evet beni ve hayal gücümü zorlayan ve yer geldiğinde fazla cesur sahneler oluşturan bir yazar. Ama okuması da bir o kadar kolay. Genellikle yüzde hafif bir tebessüm bıraktığını söyleyebilirim. Ancak benim için Murakami’nin en özel yanı ondan fazlasıyla çok film, kitap, müzisyen öğrenebilmem. Bence bir yazar eğer kitaplarına bu bahsettiğim şeyleri ekliyorsa zaten benim için o kitabı okumak gerçekten keyifli bir deneyin haline dönüşüyor. Murakami kitaplarında da bir şöför aniden Jazz dinlemeye başlayabiliyor ya da okuduğunuz sahne bildiğiniz bir filme, kitaba gönderme yapabiliyor. Kesinlikle yazarın verdiği bu tanıdıklaştırma ve aşağılamadan öğretme hissiyatı yüksek egolu edebiyat dünyasında bulunmaz bir nimet gibi geliyor bana.
Bu kitapta bulunan 6 öykü birbirlerinden farklı öyküler olsa da hepsi 1995 Kobe depremini merkez alarak etrafında dönüyorlar. Kitabı okumayı düşünüyorsanız, çevirmenin önsözünü mutlaka okuyun çünkü aslında size anlayışınızı kolaylaştıracak İpuçları sunuyor.
Öyküler klasik murakami tarzında hafif içerisine masalsı gerçeklik katılmış bir şekilde oluşturulmuş ve sonları yine yazarın kullanmayı çok sevdiği şekilde ucu açık şekillerde bitiyor. Benim için genellikle öykülerin tamamı mutlu bitti çünkü Murakami öykülerinde genellikle sanki yazar benim mutlu bir şekilde
Trevanian
Şibumi
Çeviri: Belkıs Dişbudak Çorakçı
Şibumi Trevanian’ın, Katya’nın yazından sonra okuduğum ikinci eseri. Açıkçası iki eserde de özellikle yazımdaki sadelikten ve üsluptan çok hoşlandım ama Şibumi kesinlikle Katya’nın yazından çok farklı yerde tutulması gereken bir roman. Şibumi daha “felsefi aksiyon” diyebileceğimiz bir türde; dışarıdan casus romanı gibi görünse de iç yapısı neredeyse bir karakter ve zihin disiplini incelemesi. E yayınları ile ilgili eleştirilerimden biri benim için çeviri kitabın en önemli noktalarından biri ve Katya’nın yazında da, Şibumi’de de çeviri ismi kapakta yer almıyordu. Sanki bu eklenebilir diye düşünüyorum. Yine yayınevinin arka kapak yazısıyla kitap arasında dağlar kadar fark var gibi hissettirdi ve üstelik arka kapak yazısı çok da açıklayıcı değil.
Kitabın tarzından bahsetmek gerekirse Şibumi’yi casus, aksiyon kitabı olarak alabiliriz. Ancak öyle çok bir aksiyon beklemeyin, çünkü kitap Go oyunu üzerinden ilerliyor. Bu tarz oyunların ise en büyük özelliği acele ve agresif hareketin stratejik olarak oyunu kaybettireceğidir.
Ben yazarın yine Nicholai Hel karakterini oluşturuşu onun geçmişini düşmanının elindeki bilgiler üzerinden anlatmasını çok beğendim. Karater hem esrarengiz hem de çok sinema karakteri gibi (Anti Bond diyebiliriz. Daha az gösteriş, daha çok derinlik) tabii bunun da en büyük sebebi Trevanian’ın bir film bilimvci olması. Kitap boyunca sahnelerin çoğunu gözünüzde canlandırabiliyorsunuz ve yazar özellikle çok da betimlemeye yer vermeden tamamen sizin hayal gücünüzü size karşı kullanarak yapıyor bunları. Bu da bence bir yazar için oldukça saygı duyulacak bir şey.
Kitabın kötü yanlarından birisiyse bazı bölümlerin aşırı uzatılmış olması, O bölümler yerine Nicholai Hel ile ilgili daha fazla şey okumayı tercih