İki silüettik bu dünyadan geçen.
Dünyadan geçen ama onu kabul etmeyen.
Kilometrelerce uzaktan izledim,
Postmodern bir geçmişten,
Postmortem bir geleceğe.
Ellerimde yılların hasat yorgunluğu,
Karıncalanan nasırlar.
Göğsümde yılların krizleri toplanmış ağıt yakarlar.
İkimizin gençliği,
Düşük bütçeli bir filmdi sanki.
Bir Fransız sokağında içilen iki kadeh şarabın sarhoşluğu,
Şarap kırmızı,
Gece kızıl,
Dudakların vişne çürüğü,
Tatları, ah tatları,
Tanrıçalar kıskandı.
İki silüettik belki,
Dünya’da durduk, sonra unuttuk.
Unutmak, bir uçurum kenarında dans etmek gibi.
Ellerinde ateşler,
Asırlarca yanan ateşleri körüklüyor uçurum kenarındaki rüzgar.
Dans ediyoruz, durmadan dans ediyoruz.
Gece kızıl,
Dudakların kızıl,
Şarap kızıl,
Vişne çürük.
Heves kırsalında, sararmış otları biçen bir orak saplandı göğsüme.
Göğsün göğsümdeyken, nefesim nefesine karışıyor hissediyor musun?
İki silüettik bu dünyadan geçen,
Güneşte kaybolduk.