Kitapta, kahramanımız Siddhartha'nın bir başkaldırışla başladığı kendi özünü arama, gerçek mutluluğu bulma yoluna tanıklık ediyoruz.
Siddhartha, arayışına arkadaşı Govinda ile birlikte bir keşiş hayatı sürmekle başlasa da ancak kendi fikriyle uyuştugu kadar devam ediyor bu yolda. Sonrasında bu yoldan uzaklaşan ve akışına bırakan, icinde bulunduğu her durumdan, yaşadığı her olaydan çıkarttığı sonuçla kendine has, bambaşka bir özüne ulaşma süreci olan bir Siddhartha görüyoruz
Dünyevi hazlardan arınıp nefsini köreltmekle başladığı öğretiden saparak maddi hazlar evrenine dönen Siddhartha, bunun yanlışlığından ve bu yolda başına gelenlerden de öğrenecek şeyler buluyor. Yaşadığı her şeyi tecrübe ediniyor kendine ve biliyor ki ancak bu şekilde ulaşabilir insan bilgiye, bilgeliğe. Bir öğretiden, bir insandan, bir nehirden hatta bir taştan dahi öğrenilecek çok şey olduğunu gösteriyor bizlere.
Kendini ilmek ilmek işleyen Siddhartha, sahip olduğu bakış açısıyla hikayeyi sürükleyici ve anlamlı kılıyor. Her ne kadar burada yorumlamaya çalışsam da bu hikayeyi, kitapta da dediği gibi belki kelimelerle öldürüyorumdur düşünceleri...