Ağır ve derinden seyreden değişim, oluşmasındaki özellik gereği insanlara gizli kalır. Bu yüzden insanlar sanır ki değişen bir şey yok. Fakat değişimin sonuçlarını görünce şaşkınlık içinde kalakalırlar. Üstelik bunun yorumunu da kavrayamazlar.
Bilinçli düşünceye sakatlık arız olduğunda ve bilinç kendi tasarrufuna hakim olmaya güç yetiremediğinde düğümlenmiş fikirler bağlarından koparak, adına duygu ve heyecan denen tepkilere dönüşürler. Duygular derinlerde düğümlenmiş düşünceler, heyecanlar ise onların pratik sonuçlarıdır.
Öz-benliğimiz ötekilere sergilediğimiz toplumsal kimliklere, gündelik varoluşumuz içinde karşılaştığımız kişilere, etkileşime girdiğimiz yerlere ve geçmiş-bugün-gelecek ilişkileri arasındaki dinamiklere bağlıdır.