Ay Günlükleri | Seri yorumu
Marissa Meyer , geçmişten günümüze kadar gelen Külkedisi, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel adlı masalları geleceğe uyarlamış. Masal kahramanlarından bir distopya oluşturan Meyer, karakterler arasındaki bağlantıyı çok güzel kurmuş. Serinin konusunu ilk duyduğumda zaten uzun zamandır distopya okumadığım için büyük bir heyecan yaşadım. Konu ilgi çekici, karakterler bilindik fakat merak uyandırıcı. E bana da okuması kaldı. İlk kitap Cinder'da külkedisi Cinderalla'nın gelecekteki yaşamından bahsediliyor. Bir mekanik ustası ve sayborg olan Cinder'ın yolu Yeni Pekin'in veliahtı Kai ile kesişiyor. 2.kitap Scarlet kırmızı başlıklı kızla erkek karakterimiz Wolf'u ele alıyor. 3.kitapta ana karakter Cress , uzayda hapsedildiği bir uyduda yaşıyor. Cinder, Scarlet, Wolf vee Kaptan Thorne birlik oluşturarak Cress'i uydudan kurtarmaya ve ay kraliçesi Levana'nın planlarını bozmaya çalışıyorlar. 4.kitap Levana'da, ay kraliçesi Levana'nın geçmişi ele alınıyor. Ve serinin bence gözdesi olan 800 sayfalık Winter'da ay kraliçesi Levana'nın üvey kızı Winter anlatılıyor. Levana'nın üvey kızının dillere destan güzelliğini kıskanması ve Winter'ın çocukluk aşkı Jacin'le olan dayanışması sonucu Levana kötü planlarına devam ediyo ve Levana'ya karşı bütün kahramanlar bu kitapta rol almış oluyor. Serinin ek kitabı Uzak Yıldızlar'da diğer kitaplarda değinilmeyen detaylar anlatılmış. Mutlu sonu kadınların belirlemesi de seriyi güzelleştiren detaylardan biri olmuş.
Kafka bu derlenmiş mektupta kendisi üzerinde babası Hermann Kafka'nın oluşturduğu baskıyı dile getirmiş. Aslında Kafka'nın hayata hep bir adım gerideymişçesine bakması, kendisini hep yenik görmesi, Dönüşüm'de baş karakteri bir böcek olarak ele alması babasına bakışaçısından ve onun kendisinde kurduğu otoriteden kaynaklanıyor. Kafka bu mektupta aile yaşamına dair birçok bilgi vermiş. Yahudi bir aileye sahip olan ve kendisi de Yahudi olan Kafka bu kimliği babasıyla birleştirici bir faktör olarak dahi kullanamamış, bunu bir tartışma konusu olarak görmüş. Maddi açıdan sıkıntıları olmamasına rağmen Kafka meslek seçiminde özgürce hareket edemediğini ve sonuç olarak hukuk okuduğunu açıkça dile getiriyor. Kafka babasını her şeyin ölçütü olarak görüyor; onun bütün davranışları doğru, söylediği her şey kanun niteliğinde dolayısıyla her söylediği mantıklı olmak zorunda. İşlerin pek de öyle olmadığının farkına varan Kafka için baba tanrı figüründen tiran figürüne dönüşüyor. Aynı zamanda anne aileyi birleştirici rol üstlenmiş ve Kafka aileden ayrılamayışının ya da bu ayrılmanın gecikme sebebi olarak annesini sorumlu tutuyor. Kafka babasına ulaşamayan bu mektubu, Milena'ya göndererek bu mektubun bize de ulaşmasını sağlamış. Kitapla ilgili araştırma yaparken mektubun baba Hermann'a ulaşmadığını Kafka'nın Milena'ya gönderdiği mektuplar arasında gönderildiğini öğrendim. Ama mektubun baba Hermann'a ulaşamamasının bir önemi de kalmamış çünkü mektupta Kafka babasının bütün heybetini yenmiştir ve ona karşı kendisini son derece başarılı şekilde savunmuştur.