Mistik, gizemli bir yapıya sahip olan Sokrates, sık sık kendisinden geçer, saatlerce kıpırdamadan dururdu. Evine pek bağlı olmayan, gelişigüzel giyinen, (Berduş gelmesin aklınıza:)) her çeşit insanla ahbaplık kurabilen, kendi evinden çok başkalarının evinde yiyen içen ve yaşayan Socrates, günler boyu çevresindeki insanlarla devleti, hayatı tartışırdı. "Tek bildiğim şey, bilmediğimi bilmektir." Ve "Kendini tanı." diyerek hayata ve felsefeye derinlik kazandırmıştı. Platon'un, Socrates'in ölümünden yıllarca sonra yazdığı yapıt. Kitaptaki "Sokratesin Savunmalarını" çok canlı buluyorum. Karısı "seni nedensiz yere öldürüyorlar" diye ağlarken verdiği, "ne yani? nedeni olsa daha mı iyi olurdu?" cevabı Sokrates'in savunmasına nadide bir örnektir. Hani biz küçükken "abi valla ben yapmadım yaa" türünden bir savunma olduğunu düşündüğüm (Ben yapsam da yapmadım derdim) bir Sokrates eseri. Üç bölümden oluşuyor bu kitap: Birincisi Socrates'in asıl savunmasıdır. İkinci kısımda, yargı çoktan verilmiştir, Sokrates ben bunu zaten tahmin etmiştim der ve biraz daha konuşur. Üçüncü ve son kısımda ise ölüme giderken ki soğukkanlılığını görürüz kendisinin. Hayata ve hiçliği anlamaya dair birtakım ipuçları barındırıyor açıkçası. Esere saygısızlık olmasın ama, ben Sokrates'in yer yer demagojiye başvurduğunu düşünüyorum. Şu soru da akıllara geliyordur büyük ihtimal. Kitapta daha çok "savunma" kavramı baskın olduğu için "Sokrates'e yöneltilen suçlama neydi?" sorusuna tökezlemek bir hayli normaldir. Suçlamalara gelirsek eğer; Sokrates'e yöneltilen suçlama şudur: "Dinsiz, gençlerin ahlakını bozuyor. Devletin tanrılarını yok sayarak, yeni tanrılar yaratıyor, sitenin tanrılarından farklı tanrıları yüceltiyor." Bu suçlamalara karşı istenilen ceza ise ölümdür. Ne kadarı doğru bilinmez doğrusu. Sokrates