Cesur Yeni Dünya (Kısaltılmış Metin)

·
Okunma
·
Beğeni
·
186,3bin
Gösterim
Adı:
Cesur Yeni Dünya
Alt başlık:
Kısaltılmış Metin
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
139
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753860471
Orijinal adı:
Brave New World
Çeviri:
Edip İhsan Polat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yaba Yayınları
266 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Cesur Yeni Dünya kitabını önerip distopya türünü anlattım:
https://youtu.be/DNo1wRTFR1g

Vedat Milor'un Twitter'da yaptığı "Menemen soğanlı mı olur yoksa soğansız mı?" anketinden sonra 1000kitap'ta bugüne kadar yaptığım ilk anketli incelemeye hoşgeldiniz. Bu incelemenin yorumlar kısmında şu sorunun cevabını vermenizi istiyorum: "1984 mü yoksa Cesur Yeni Dünya mı?"

1000kitap'taki kullanıcı adım "distopikokur" olmasına rağmen bugüne kadar arada kaldığım en büyük ikilemlerden biridir herhalde bu. Huxley'in kendisi 1984'ün daha acımasız bir distopya olduğunu söylerken, benim düşüncelerim Cesur Yeni Dünya kitabındaki mutluluğun kaçınılmaz bir şey olarak dayatılmasının daha tehlikeli bir şey olduğu yönünde.

Kendi kitap okuma grubumda haftaya bu iki kitabı siyaset, mimarlık, sosyoloji, psikoloji, pedagoji, cinsellik ve etimoloji gibi pek çok yönden karşılaştıracağımız için sizin yorumlarınızı da bu yüzden merak ediyorum. Çünkü 1984, acı ve cezalandırma yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmişken, Cesur Yeni Dünya haz ve ödül yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmiş bir distopya. Sizce hangi kitabın toplumu içerisinde yaşamak daha acımasız?

Aile ve anne-baba gibi kavramların ortadan kalkmadığı 1984 mü, yoksa anne-baba-ebeveyn gibi kavramların ortadan kalktığı, şartlandırılma sistemiyle insanların birileri tarafından üretildiği Cesur Yeni Dünya mı?

İnsanlar mutsuz olmalarına rağmen onlara sürekli olumlu ve pozitif sayıların dayatıldığı 1984 mü, yoksa mutsuzluğun insanların aklına bile gelmemesi için Soma adlı bir hap aracılığıyla mutsuzluk, kötülük, hastalık gibi şeylerin düşüncesinin bile ortadan kalktığı Cesur Yeni Dünya mı?

Kitap okuma düşüncesinin bile yasak olduğu 1984 mü, yoksa insanların bebekliklerinden itibaren bir kitaplığa yürütülüp kitaplığa ulaşacakları sırada onlara elektrik verildiği ve böylece kitapların kötü bir şey olduğu yönünde şartlandırıldıkları Cesur Yeni Dünya mı?

Teleekranlarla dolu bir dünyada sürekli izlendiğinizi ve gözetlendiğinizi bildiğiniz 1984 mü, yoksa iktidarın sizi gözetlemeye ihtiyacı olmayan, çünkü zaten küçüklüğünüzden beri iktidara karşı gelmemeye şartlandırıldığınız için iktidarı devirmeye yönelik bir devrim düşüncesinin oluşamayacağı Cesur Yeni Dünya mı?

2x2'nin iktidarın istekleri yönünde bazen 5 bazen 3 bazen 4 ettiği 1984 mü, yoksa 2x2 sorusunun sürünün selameti nasıl sağlanıyorsa cevabının da o olduğu Cesur Yeni Dünya mı?

Savaşın barış, özgürlüğün kölelik ve cahilliğin güç olduğu 1984 mü, yoksa savaşın ya da barışın olmadığı, kölelik ve cahillik gibi kavramların düşünülmesine bile ihtiyaç olmayan, acıların ve hayal kırıklıklarının insanı kişisel olarak geliştirdiği bir dünyada bu kötü kelimelerin akla bile getirilemeyeceği Cesur Yeni Dünya mı?

Sadece Parti içerisindeki insanların arasında izin verilen cinsel eylemleri konu alan 1984 mü, yoksa cinselliğin her zaman ve herkes arasında özgürce yapılabileceği olağanüstü genişlikte bir cinsellik ihtimali sunan, mahremiyet denen kavramın hiçe sayıldığı bir Cesur Yeni Dünya mı?

İktidarların ağzıyla "Sen bir hainsin. Sen bir düşüncesuçlususun! Seni vururum, buharlaştırırım, seni tuz madenlerine yollarım" diyen çocukların olduğu bir 1984 mü, yoksa bebekliklerinden beri şartlandırıldıkları için bunu söyleyemeyecek kadar düşüncesi oluşamayan çocukların olduğu bir Cesur Yeni Dünya mı?

İktidarın devamlılığı uğruna insanlarının beynini yıkayan ve kendi saraylarında mutlu mesut hayatlarına devam edip halkının iyiliğini umursamayan liderlerin olduğu 1984 mü, yoksa kendi halkının bilinçsizce üremesini durdurmayı hedefleyip de şartlandırma ve telkin sistemiyle insanları standartlaştırmayı hedefleyen Cesur Yeni Dünya mı?

Nefret ettiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz 1984 mü, yoksa sevdiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz Cesur Yeni Dünya mı?

Hayatımda en çok kararsız olduğum konu hakkında sizin düşüncelerinizi merak ediyorum. Hangi distopya daha etkileyici ve vurucu... 1984 mü Cesur Yeni Dünya mı?
266 syf.
Biraz argo bir giriş olacak ama "o nasıl bir öngörü arkadaş!" diyeceğim. Huxley bu romanı 1932'de yazmış yahu! Romanda Cesur Yeni Dünya'yı kurgulamış.
Bu öyle bir dünya ki mutluluk ve tatmin üzerine dizayn edilmiştir. İstikrarlı bir toplum birinci önceliktir ve bunun için bir birinin tıpatıp aynı, düşünmeyen sorgulamayan, kritik etmeyen, endişe duymayan, üzülmeyen kısacası hissetmeyen bireyler üretilmektedir. Dolayısı bu yeni dünyada aile, bağlılık, sanat, edebiyat, felsefe hatta bilime dahi yer yoktur. Evet, toplum gerçekten mutludur. Çünkü bireyler hayatından memnun olması için şartlandırılarak üretilmiştir. Fakat, insani bir topluluktan ziyade robot toplumundan farksızdır.
Dizayn edilmiş bu yeni dünyayı okurken ürpermekle birlikte günümüz dünyasından çok da farklı olmadığını düşündüğünüz noktalar farkediyorsunuz. Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim. Çok yakın (çok çok yakın) gelecekten sinyaller veriyor adeta. Hatta kitabı okumaya başladığım gün gördüğüm haberin linkini de bırakayım şuraya http://ilerihaber.org/...i-basardi-59988.html (doğum olmadan dünyaya gelinmesini mümkün kılacak bir gelişmeden bahsediliyor)

Sonuç olarak herkesin mutlu olduğu, tek düze, renksiz bir dünya mı ya da acının, kederin, heyacanın, endişenin, mutsuzluğun, mutluluğun olduğu fakat çeşitli, rengarenk bir dünya mı sorusunu sorduran keyifle okuduğum bir eserdi. Tavsiye ederim efenim, okuyunuz :)

Not1: Yeni dünyadaki 10 önemli kişiden biri olan Batı Avrupa Dünya Denetçisi karakterinin ismi Mustafa Mond'dur. Ve karakterdeki "Mustafa" isminin Mustafa Kemal Atatürk'ten geldiği iddia edilmektedir.

Not2: Romanın ismi (Brave New World), hikayenin içinde de geçen Shakespeare'in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında "brave" kelimesi "güzel" anlamına geliyormuş. Yani aslında kitabın adının anlamı "Güzel Yeni Dünya" imiş.
  • Fahrenheit 451
    8.1/10 (16,4bin Oy)14,3bin beğeni51,1bin okunma64,2bin alıntı278,1bin gösterim
  • Körlük
    8.6/10 (17,1bin Oy)16,5bin beğeni52,5bin okunma92,4bin alıntı354,7bin gösterim
  • Sineklerin Tanrısı
    8.0/10 (13,5bin Oy)11,7bin beğeni46,5bin okunma22,3bin alıntı194,2bin gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.3/10 (6,4bin Oy)6,6bin beğeni22,6bin okunma16,8bin alıntı158,4bin gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.0/10 (14,5bin Oy)12,4bin beğeni50,3bin okunma37,7bin alıntı240,6bin gösterim
  • Kırmızı Pazartesi
    7.8/10 (12,4bin Oy)10,1bin beğeni44,8bin okunma24,8bin alıntı177bin gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.7/10 (9,7bin Oy)8,9bin beğeni28,9bin okunma20,5bin alıntı158,3bin gösterim
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar
    7.0/10 (9,6bin Oy)7bin beğeni35,3bin okunma27,2bin alıntı160,4bin gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (19,5bin Oy)17,3bin beğeni70,5bin okunma49,8bin alıntı253,4bin gösterim
  • 1984
    8.9/10 (26,6bin Oy)28bin beğeni90,1bin okunma106,9bin alıntı383,2bin gösterim
266 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10 puan
Dikkat! Kitap içinde geçen alıntılar ve ufakta olsa konuya yaklaşım olduğundan, bazı kişiler tarafından inceleme içeriğinde spoiler varmış gibi algılanabilir. Lütfen, bunun bilinci ile okumanızda fayda var…

> Konusu itibariyle kitapla bağdaşacağı için, bu incelemeye şu söz ile giriş yapmak isterim; ❝İnsan yaşamı ne zaman başlar? Ana rahmine düşme anında mı, doğumda mı, yoksa arada bir noktada mı?❞ #34176354

> Kaçınılmaz olan ‘gelecek’ bizimdir ve gelecekte bizi bekleyen olumlu ya da olumsuz şeyler, yapmış olduğumuz tercihlerimizin sonucudur. Ama bir dakika, yoksa bize dayatılan bir son/uç mudur ?! İsterseniz bunu biraz olsun anlayabilmek adına, bugün beyin fırtınası yapmak için başına oturduğum Cesur Yeni Dünya’yı birlikte inceleyip ele alalım. Biliyor musunuz, bunu hep düşünmüşümdür ve bu tür eserleri yazan insanların o anki ruh hallerini, onlara gelen ilhamların nasıl geldiğini, onlarca şeyin kafalarında nasıl canlandığını merak etmişimdir. Asla bir yazar olabileceğimi düşünmedim, çünkü şurada okuduğumuz bir kitaba dair düşüncelerimizi aktarırken bile zorlandığımızın farkındayım. Kaldı ki bir kitabı tam tamına tahayyül etmek ve onu, okuru sıkmadan kaleme dökebilmek gerçekten çok ciddi bir beceri istiyormuş. Bu bizim işimiz değilmiş arkadaş! Ben bunu öğrendim. Ama olsun, yine de ufak çaplı da olsa, bu işe başlarken ve yazmakta olduğum incelememe kafa yorarken, sevdiğim bir oyun olan ‘The Witcher’ın rahatlatıcı uzun sürüm müziğini açarak başladım. https://www.youtube.com/watch?v=h0q-cQrlreA Şimdi aklımdan geçenlere az biraz daha konsantre olabilir ve kendimi CYD’nın (şu an itibariyle kitabın adını kısaltacağım) ütopyasına bırakabilirim.

❝Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum olursun.❞ #40601129

> Hızlı ve ufak çaplı birkaç arama sonucunda, internette, çeşitli kaynaklarda Aldous Huxley’in kaleme almış olduğu bu beşinci romanı ve bilim kurgu eserini, George Orwell’in etkisinde kalarak kaleme aldığı söyleniyordu. Hatta çıtayı biraz olsun ileri taşıyanın, yine Orwell’in kendisi olduğunu az biraz tahmin edebiliyoruz. Çünkü ilginç bir detay daha vardı ve o’da, Rus yazar https://1000kitap.com/...anovic-zamyatin’in 1920 yılında kaleme aldığı ve bilinen tek roman çalışması özelliğini taşıyan, ‘Biz’ adlı distopik eserinin bile kendi anavatanında 1988 yılında yayınlanmış olduğuydu. CYD’den yaklaşık olarak 12 sene önce yine aynı kurgu niteliğinde bir çalışma olan bu kitap hakkında Orwell burada söze şu şeklide girmektedir; ❝Herkesin ‘Biz’ hakkında okurken fark edeceği ilk şey, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sının kısmen bu eserden türetilmiş olması gerektiği gerçeğidir. Her iki kitap da rasyonel, mekanize, kaygısız bir dünyaya karşı ilkel insan ruhunun isyanıyla ilgilenmektedir ve bu her iki hikâyenin de yaklaşık altı yüz yıl sürmesidir. İki kitabın atmosferi benzerdir ve Huxley'nin kitabı daha az politik farkındalık göstermesine ve son biyolojik, psikolojik teorilerden daha fazla etkilenmesine rağmen, kabaca tarif edilenle aynı türden bir toplumdan bahsetmektedir.❞ Bu dikkat çekici tespit, yorum hakkında Huxley hiçbir karşı savunma göstermemiş ya da argüman sunmamıştır.

> Burada aklıma hemen şu alıntı geldi ve Huxley sanki başına gelecekleri görmüş gibi, satırların arasına bunu da sıkıtırıvermiş; ❝Sizin görüşlerinize katılmayan ya da planlarınıza uymayan insanlarla ne yapacaksınız?❞ #75303244

> 1932 yılının tozlu raflarından bugünümüze, biz okurlara ulaşan CYD, Freudizm'in Fordizm ile buluşması nedeniyle ürpertici ve bir o kadar da gariptir. Londra merkezli bu yeni dünyada yetişkinler, kendi benlikleri altında yatan ve yine kendilerine vakti zamanında sistem tarafından neredeyse kodlanan prepubesan* davranışlar ile çocukları şımartıyor ve son derece uzun soluklu bir genetik ve sosyal mühendislik sisteminin işleyişini, altyapısını detaylandırarak geleceğe dönük bireyler üzerinde bilimsel çalışmalar yürütüyorlar. Ve bu sözde, yine insan eli ile doğal sürece müdahale edilerek yürütülen bilimsel çalışmanın sonucu, en sıradan işleri idare etmek için tasarlanan Epsilonlar ile çirkinlik ve zihinsel çeviklikleri artarak doruğa ulaşmaları için yaratılan Alfalardır. Bu CYD’nın deyimiyle; 'Diğerleri' olan Meksikalılar, Çinliler ve “Samoa'nın vahşileri” ise sistemin dışında kalan, istenmeyen türlerdir. Kurguda kadınlar sürekli “kız” ve “sevimli” olarak tanımlanmaktadırlar.

* Prepubesan; (Tekrarlayan, yoğun cinsel fanteziler, en az 6 aylık bir süre için prepubesan bir çocukla <genellikle 13 yaş veya daha küçük> cinsel aktivite içeren dürtüler veya davranışlar.)

❝Ama bilimin yaptıklarını bilimin bozmasına izin vermeyeceğiz.❞ #76491546

> Ama açıkçası bu dünyada kaygıya ve endişeye yer yoktur. Herkes mutludur, çünkü herkese belli miktarda tayin edilen ve günlük aldıkları, ‘soma’ dedikleri mutluluk veren hapları vardır. Çünkü bu dünyada çok fazla insanın olağandışı bir öz iradesi, yansıması vardır ve sonuç olarak bazılarının içinde şüpheleri ve rahatsızlıkları artmaktadır. Buna ilk örnek verebileceğimiz kişilik, mutlu görünen Bernard’ın “sefil” bir şekilde izole edilmiş olmasıdır. Huxley’in, burada romanı aracılığı ile gelecekteki insanlar uyanmasın, sisteme, düzene başkaldırmasın diye onları habire afyonlamasını, yine Dr. Feelgood'un acılara çözüm olduğunu savunduğu programına benzettim. Bu arada hatırlatmakta fayda var, Dr. Feelgood bu programı yüzünden 25 sene hapis cezasına çarptırılması da cabası. https://www.youtube.com/watch?v=mA7a3-bEdHE

❝Mutluluğun bedelinin ödenmesi gerekir.❞ #76493231

> Bu gelecekteki otoriter çelişkiler dünyasında, bizi kasvete sokan havaların (konuların) dışında “kalıcı mavi bir gökyüzü ” vardır. CYD, bünyesinde barındırdığı insanların kendi alanında başarılı ve tatmin edici göründüğü, görünüşte başarılı bir dünyanın olumsuzlukları ile birlikte aşırı tutkuları, gerçek zevkleri ile ilgilenmektedir. Romanda bahse konu tüm bu suni istikrar, sadece gerçek anlamda özgürlükten ve kişisel sorumluluk fikrinden ödün vererek elde ediliyor. Gelecek dünyada, insanlardan tek eşli olmaları beklenmemektedir ❝Ama herkes, herkese aittir,❞ düşüncesi hâkimdir. Bu düşüncenin hâkim olduğu dünyada bile, insanlar bireyler arası olası tekil ilişki istikrarına hayran kalmaktadırlar. Gelişmiş, ileri derece mühendislik tarafından insanların beyinleri daha en baştan yıkanırken, bu dünyada yaşayanlara kendi kabiliyetlerini görmek için bir dizi imkânlar sunulmaktadır.

❝Aynı zamanda yazgılarını belirleyip şartlandırıyoruz.❞ #75657203

> Bence bu kitap teknolojinin tehlikelerini ve tüm dünyaya neler yapabileceğini düşüncesini araştırdığı için gerçekten ilginç; aslında, Huxley burada bize kalemi araçlığı ile teknolojinin tamı tamamına biz insanları başarılı bir şekilde kurtaracak güce sahip olmadığı fikrini aktarmaya çalışıyor. Bu tema da zaten bence bu romanı tartışmalı yapan şeydir. Fakat son günlerde yaşamakta olduğumuz epidemik salgın ile teknolojinin hayatlarımızı yönetecek kadar yakın olduğu şu günümüz dünyasında, yüksek teknolojik bilgisayarlar, müzik çalarlar ve oyun konsolları artık kaçınılmaz birer gerçek olarak elimizin altında durmaktadır. Onlar olmasa, acaba bu süreci nasıl atlatırdık?! Burada bir parantez açarak, Yuval Noah Harari’den okuduğum ve incelediğim bir kitabına işaret etmek isterim. (#34379173) Buna ek olarak CYD, bilimin ahlak düşüncesi olmadan ne kadar da ileri uç noktalara gidebileceği fikrini araştırıyor. Düşünsenize, gerçekten Öjeniklerin hâkim olduğu bir dünyada yaşamak ister miydik (?) ve herkesin sözde yüzeyde eşit olmasına rağmen, görünmez de olan eşitsizlik ve adaletsizlik fikri düşüncesi !!!

> Aklıma karaladığım onca şeyden sonra, yine Harari’in kitabından bir pasaj geldi. Bu da eğlencenin ve yaşanan ve yaşatılanları unutmanın bir başka türüydü; ❝İnsanlar unutmak için alkol, huzurlu hissetmek için kenevir, dinç ve özgüvenli hissetmek için kokain ve metamfetaminler tüketiyor, kendinden geçmek için ecstasy, Beatles şarkısı "Lucy in the Sky with Diamonds" misali elmaslar eşliğinde bulutların üzerinde hissetmek içinse LSD kullanıyor.❞ #33649690

> Son zamanlarda bana kendi özgürlüklerimizin eksikliğine, bizden alınanlara omuz silkerek yaşıyor ve huzurum yerinde olsun, gerisi beni ilgilendirmez düşüncesiyle hareket ediyoruz gibi geliyor. Ülkemiz ya da dünyanın herhangi bir yerinde insanlığa karşı işlenmiş adaletsizlik hakkında bir makale okuduğumuzda, sorgulamadan, araştırmadan hemen beğen düğmesine basıyoruz. Bazen sadece imzalamaktan da öte gidemeyen, başka bir işe yaramayan change.org paylaşımını onaylıyoruz ve akabinde, belki yine aynı gün içerisinde, bir atölyede küçük parmaklar tarafından üretilen Nike, Adidas, Puma ve bunlar gibi markaların ürünlerini çılgınca satın almak ve bu vahşete prim vermek için alışveriş merkezine koşuyoruz. Ama bu yaptığımız davranışın bizi, vicdanımızı rahatsız etmesine müsaade etmiyoruz ve birçok küçük işletmeyi hiçe sayarak, özgürlüğümüzü dört duvar arasına kısıtlayarak hala Yemekleri YemekSepeti’nden sipariş ediyoruz ve böylece hayatı onların istediği, belirlediği doğrultuda sözde özgürce yaşıyoruz. Her geçen gün daha da rasyonelleşiyoruz, ama istesek bile bu dünyada gelişen adaletsizliklerle ilgili yapabileceğimiz hiçbir şey yok ve zaman hızla bu kitapta anlatılana doğru ilerlemekte. Arada bazı yerel ve küresel yardım kurumlarına belli miktarda bağış yaparak kendimize ve topluma karşı dürüst davrandığımız düşüncesi ile vicdanlarımızı manen rahatlatırız. İster istemez subliminal olarak ‘pistanthrophobia’* ile insanlardan mümkün mertebe uzaklaştığımız/uzaklaştırıldığızın farkına varanınız oldu mu?! Orwell bu yazdıklarımı ya da günümüz şartlarında yaşananları görseydi eğer, kesin mezarında ters dönerdi. Bu arada bu satırları yazarken homini gırtlak götürüyor ve Allah bilir, kimlerin sömürüldüğü emeklerini mali anlamda finanse ettiğimi de düşünmüyor değilim!

* Pistanthrophobia; başkalarıyla samimi ve kişisel bir ilişki kurmaya karşı duyulan mantıksız korku olarak tanımlanır. Geçmişte yaşanan bir travma ya da kişiye zarar veren deneyimler o kadar ağır gelir ki korku başkalarına güvenme isteğinden daha ağır basar.

❝İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz.❞ #76573246

❝Huzurlu bir yaşam uğruna her şeyden ödün verilebilirdi. O günden beri de kontrolü sürdürmekteyiz.❞ #76492617 diyor (!) ve yukarıdaki satır aralıkları için Rafet El Roman ile Şanışer’in birlikte söylediği bu parçayı ekliyorum. Bilmeyenler için şarkının sözlerine dikkat (!) etmelerini diliyorum. https://www.youtube.com/watch?v=Bt3WXjQNWsk

> Hükumetlerin en ufak aykırı davranışımızı (bizce doğru, onlar için yanlış) bir suç unsuru olarak kullanmak adına gerekli yaftası hepimiz için hazırdır. Bunun adı; biz bireyleri kendi taraflarının gözünde “toplum düşmanı” ilan etmektir. Yeni düzen içerisine girdiğimiz bu 21. yy.da totaliterlik, biz vatandaşları eleştirme konusunda sessize almak ve her türlü ortamda istenilen baskı düzenini kurarak hissettirme gayreti içerisindedir. Çünkü eleştiriye yönelik herhangi bir girişim, yaşamakta olduğumuz şu dünyada artık neredeyse yasa dışıdır. Sosyal medya biz insanları bütünleştirmek yerine bölüştürüyor, birçok yerde ve medyada sansür artık belli standartlar çerçevesine alınır duruma geldi ve açıkçası biz insanların tamamı değilse de, belli bir kısmı karşı iradeye boyun eğdirmekten ve ihlallerden zevk alır duruma geldik. Çünkü seçilenler bunu istiyor ve bazılarımız da onları belli başlı sebeplerden dolayı desteklemeye devam ediyoruz. Bizler, Huxley’in anlatmak istediği Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon’larız. Fakat Huxley'nin kitabında ifade ettiği gibi, hipnopedik koşullarla değil, doğal seleksiyon ve sirkülasyonun yaygın gruplanmış olasılığı ile evrilerek var olan bir türeviz.

Unutmayın; ❝İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inandırılmaya şartlandırılmıştır.❞ #76499703

> Bence CYD bir distopya olarak önümüzde durmaktadır, çünkü bugünümüz şartları çoğu insanın geleceğe yönelik anlayışını büyüleyici olmak adına bireyselliği teşvik etmekte ve kişinin kaderi üzerinde kontrol gayreti içerisindedir. Kitap konusu itibariyle, düşünebilecekleri tüm özgür iradeye sahip olanlara bir mesaj vermeye çalışırken, bir diğer yandan kapitalizmin hiyerarşik yapısına da işaret etmektedir. Bilimin varsayılan nesnelliğinin, genetik ve sosyal mühendislik yoluyla kasıtlı bir amaç uğruna bozulduğunu da ele almaktadır. Burada yine biz okurlara, bilim doğası gereği deontolojik ahlakı içermediği ve sadece sonuç odaklı bir dal olduğuna gönderme yapılmaktadır.

❝Teleskoplar uzayı gözleyedursun, belkide şu an birileri Dünya'ya mikroskopla bakıyor.❞ #76580678

> Aslında bu yeni cesur dünyaya bir azmin sonucuyla erişmedik!.. Tüm bu bahse konu şeylerin göz ardı edilmesiyle, üzerimizde olan gözetimin bizler hakkında veri toplamasına izin vermekle ve toplum olarak pasif kalarak, birçok şeyi kabul ederek bizler yardımcı olduk. Belki Cesur Yeni Dünya'da özetlenen bu gelecekten korkmak için çok az nedenimiz var ve belki bir gün kolektif olarak bu uykudan uyanacağız. Yoksa 1910'da, Winston Churchill’in Başbakan Herbert Henry Asquith’e: “Zayıf fikirli olanların çoğalması yarış için çok korkunç bir tehlike.” dediği gibi, çoğalarak bu dünyada hem kutuplaşacak hem de onların istediği, planladığı doğrultuda hayata devam edeceğiz.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
266 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
Ve bir yaprak daha düşer hüzün kokan nemli toprağa... Göğü deler keskinden bozma düşünceler... Elma Adem' e küser, Adem' in yok haberi Havva' dan... Kafamda çınlayan sesin vuruşları sol-fa di es... Ruhum bağır çağır, sessiz çığlıklarım yuvalarından çıkan uçuruyor kuşları... O kuşlar ki Süreya' ya ilham... Hayat uzun... Bitmek bilmeyen yorgun kırpınışları...

Kitabı tavsiye ederken "şiddet" kullanılabilir...

Bu kitabın üzerimdeki etkisi büyük. Öyle ki son 20 sayfayı değişmem ciltli kitaplara... Ben de bi Evreka sevinci... Kaçıncı sevinişlerim bilmem ama anlıyorum ki bazı düşünceler karşılık bulmuş. 1+1 her zaman etmez iki diyen collatz teoremine dem vuran bir öz ki...

İnsanın olduğu yerde sorun her daim olacaktır. Göreceli insan, standartlarla yönetilemez. O sorun olacaktır hep ve biz yine de yorulmayacağız aramaktan mutlak düzeni. Hangi ideoloji ? Hangi renk? Hangi çiçek? Hangi şehir? Hangi yemek, meyve, sanatçı, film, ve belki de aşk... Görecelidir insan azizim.

Aldous Huxley' in yüz yıl kalibreli dürbününü mü seveyim, ideal düzenin "ahanda bu" demeyişiyle ortaya çıkan iç burukluğunu mu seveyim, Neo-insan' ın ilkelliğine bağımlılığını mı yoksa natürel yollarla insanı kontrol edilemeyişini mi?

İsrafil mi?
Beklemeyin.

İsarfil içimizde!
266 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Müthiş bir kitap okudum. 1932'de yazıldığına inanamıyor insan. Bugünü bile aşan bir distopya ile karşı karşıya kaldım.

Kitap, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde bir grup öğrencinin gezisiyle başlıyor. Burada birim müdürü öğrencilere nasıl insan üretimi yaptıklarını bölüm bölüm anlatıyor. İnsanlar istenilen şekilde üretiliyor, ileride ne yapacağı, ne düşüneceği, neyi seveceği, neye karşı güçlü olacağı yani insanı oluşturan bütün parametreler oluşturuluyor. Embriyolar için gerekli kuluçka şartları tamamlanıp ileride yapacağı mesleğe uygun şekilde şartlandırma yapılıyor. Müdür şartlandırmayı şu şekilde anlatıyor öğrencilere;

"Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlar, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."

Bu tesiste çocukların neyi sevip neyi sevmeyecekleri ait oldukları sınıfa göre belirleniyor. Mesela alt sınıf olan delta iseniz kitaplardan, çiçeklerden nefret edecek şekilde şartlandırmanız yapılıyor. Çünkü kitaplar, çiçekler size zaman kaybettirip yapmanız gereken işi aksatıyor. Farklı sınıfların birbirinden nefret etmesi de sağlanıyor ki toplum içinde yarattıkları düzen bozulmasın. Her sınıf kendi halinden memnun başka sınıftan olmak kesinlikle istemiyorlar. Alt sınıf olan, en çok çalışan deltalar bile iyi ki alfa değilim diyecek şekilde şartlı. Biraz düşününce bugün bile insanların çeşitli şekillerde şartlandırıldığını çok rahat görebiliyoruz. Biz buna algı diyoruz genelde.

Aile yapısı tamamen bozulmuş, anne-baba kelimeleri duyulunca bile bir ürperme geliyor insanlara. Cinsellik serbest, tek eşlilik saçma bulunuyor.

Dini inanç hala var. Ford adlı düzenin kurucusu bir tanrıya inanılıyor, adına ayinler yapılıyor.
Böyle bir yaşam düzeni dışında ayrıkbölge dedikleri Amerikalı yerlilerin yaşadığı bir hayat mevcut. Kitabın asıl akışı buraya geziye giden 2 modern insanın John ile tanışması ile başlıyor. Burdan sonrası da size kalsın.

Kitabın en güzel bulduğum bölümü Denetçi Mustafa Mond ile John arasında geçen sohbetti. Verilmek istenen mesajlar bu bölümde güzelce işlenmiş.

Kitapta özgürlük tanımının en güzel yapıldığı cümle de budur bence.
"Siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."

Son olarak tabi ki tavsiye ediyorum. Akıcı şekilde okunabilecek, şaşırtıcı bir eser. İyi okumalar...
266 syf.
·9/10 puan
Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
İyi Okumalar.
266 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
***
Çalın TAMTAMLARI!!!
https://www.youtube.com/watch?v=nWOixCO1MC0

"Hisset Yüce Varlık'ın gelişini!
Neşelen ve neşe içinde öl!
Davulların müziğinde eri!
Bende seni, sende beni gör." #38699979

***

Merhaba 1k okurları, akla hayale bile gelmemesi gereken yılların birinde Aldous Huxley adında bir yazar çıkar ve yaşadığı dünyaya kafa tutar. Ve bu dünyayı kendi kafasında yarattığı dünya ile birleştirip Cesur Yeni Dünya ‘yı meydana getirir. 1930’lu yıllarda klonlama üzerine yazabilmek, ileri görüşlülüğün ve bilimin bile ötesindedir. Ülkelerin yaşadığı çağ dışılık, fakirlik ve yıkıcılık göz önüne alınırsa, demek
istediğim şeyi anlayacaksınız.
*
“Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
*
Sizler İçin Özel Hazırlanan PDF Formatında Okuyabilirsiniz:
https://yadi.sk/i/zPgI9XKMsLjOOQ

*

Bu inceleme üç bölümden oluşmaktadır;

1- Ford’a Selam Olsun! (Doğaçlama bir inceleme),
2- Cesur Yeni Dünya nasıl ortaya çıktı, esin kaynağı neydi, nelerdi, ne anlatmak istiyor?
3- Kısaca 1984 ve Cesur Yeni Dünya karşılaştırması.


Modernizmin kokuşmuşluğu, Yeni Dünya içine haplanmış; Özgürlüğün bedeli Vahşilik ile taçlanmış!

Burası, CESUR YENİ DÜNYA!

*

BİRİNCİ BÖLÜM:

*HERKES, HERKES İÇİNDİR*

Kirlenmiş bir dünya, küllerinden doğmak için kendi sürecini başlatır. Tarihin derinliklerine indikçe bunun rahatsız edici örnekleri ile karşılaşırız. Her dönem karanlık, her dönem bataklık içindedir. Kendi karamsarlığı içinde kendi sistemini yaratmayı başarmıştır.


Günümüzün sözde pembe düşleri gerçeği yansıtmadığı gibi, geçmişin dünyası da pembe düşlere gebe değildi. Tam da çamura saplanmış diktatörlüklerin yönetimleri ile doluydu.

Çeşitli çeviri farklılıklarını göz önüne alarak ve birden fazla ünlü ismin adına imza edilen şu sözü hatırlayalım:

“Süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama süngünün üstüne oturamazsınız.”

İnsanları hangi forma sokarsanız sokun, içlerinde barındırdıkları RUH her zaman ortaya çıkmaya meyillidir. İnsan olarak doğmayan ama bu Ruhu bulan distopya ve bilimkurgu filmi örnekleri de mevcuttur. İnsanın düşmanı insandır. İnsanı, insandan koruduktan sonra her şey çözülecektir. “simple”

İnsanlığı yönetmek için ya onların rızasını alırsınız yani demokrasi gibi yollarla, oy ile iktidara gelirsiniz ya da itaat etmek durumunda bırakıp, dikta ederek diktatörlüğünüzü ilan eder, topluluğu silah gücü ile kontrol altına alırsınız.

Cesur Yeni Dünya, Ford ülküsünün izinde, bilimin sonsuzluğunda insanları etki altına almak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde insanlık kontrol altına alınmaktadır. İnsanların üremediği, klonlandığı bir dünya hayal edin ve kavanozlarda dünyaya gelen seri üretim insanlık düşünün:

https://giphy.com/...r-3ohzdQhmr2YrxHT45y

Bu klonlar kendi aralarında sınıflandırılıyor. Nasıl ki, Zenginler, orta halliler, fakirler ve evsizler gibi
tanımlar var, kitapta da Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon sınıflandırmaları var. Şekil A: https://ibb.co/123Z2g7

Bu üretimlerin hepsinin birbirinden farkları var ve hepsi üretim esnasında çeşitli kimyasallar ile
kontrol altına alınıyor. Daha sonra ise düşünmelerini engelleyen SOMA karışımını alıyorlar. Kafalar güzel yani. Uykularında şartlandırılan bu insanlar, günlük yaşamlarında mutlu bir dünya da yaşadıklarını sanıyorlar. Aslında yaşadıkları dünyanın nasıl bir dünya olduğunu bilmemektedirler.

Aile kavramı yoktur, herkes herkesindir. İlk insan yaşamını düşünürsek ya da kabilelerin yaşam tarzı buna yakındır. Herkes, herkesle birlikte olabilir ve bu çok doğaldır. Cinsel yolla üremek söz konusu değildir, çağ dışıdır, böyle bir durum olması halinde hızlıca cezanızı çekeceğiniz adalara gönderilirsiniz.
Ahh, Cesur Yeni Dünya!

Modernizmin ve uyuşukluğun dışında kalan bölgelerde bulunmakta. Bu bölgelerde yaşayanlara VAHŞİ adı verilmekte. Vahşilerin kendi yaşam tarzları olmakla birlikte, özgür bir şekilde yaşayabilmektedirler. Teknolojiden ve tüm gelişmelerden yoksun fakat, özgür bir dünya!


İKİNCİ BÖLÜM:

*Modern Kölelik, Masallar Ve Mutluluk Patlaması*

Kitabın Karakterleri Hakkında Bilgi vermek istiyorum. İsimlerin nasıl oluştuğunu bilmenizde fayda var, bunu kitabı okumadan bilmek spoiler değil, kitaba olan borcunuzdur. Bilmeden okumaktansa bilip okumak daha iyi değil midir? İlk adlar kitaptaki karakterler, ikinci adlar Huxley’in karakterleri esinlendiği isimlerdir.

Mustapha Mond: Mustafa Kemal Atatürk, Sir Alfred Mond
Bernard Marx: George Bernard Shaw ve Karl Marx
Lenina Crowne: Vladimir Lenin Fanny Crowne: Fanny Kaplan Polly Trotsky: Lev Troçki
Benito Hoover: Benito Mussolini, Herbert Hoover
Helmholtz Watson: Hermann von Helmholtz, John B. Watson Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte, Charles Darwin Herbert Bakunin: Herbert Spencer, Mikhail Bakunin
Primo Mellon: Miguel Primo de Rivera, Andrew Mellon Sarojini Engels: Friedrich Engels, Sarojini Naidu
Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh Joanna Diesel: Rudolf Diesel
Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau, Habibullah Khan

Bu önemli isimlerden esinlenerek oluşturulmuş karakterler, kitabın içerisinde ki diyaloglarda
kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

Cesur Yeni Dünyada insanlar cinsel yolla değil, tüp ile dünyaya gelir. Bu sitemin adı Bokanovski’dir. Yapay bir insan üretimidir. Üretim yapay olursa, insanlarda yapay olur. Bu söze karşılık gerçek dünyamıza bakarsak, normal yolla dünyaya gelmiş insanlarında ne kadar yapay olduğunu söylememe gerek yok, hatta birçoğu; yapay sanat dalında ödül dağıtsalar, birbirleri ile kapışacak seviyededirler.


"...Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz." #38646208

Tüketmek,
Daha çok tüketmek,
Sürekli meşgul olmak, ama kitaplarla değil,
Bu dünyada gelecek ya da geçmiş kaygısı yoktur, Anı yaşamanın mutluluğu vardır,
"Dört yıldan daha az bir sürede altı yüz kırk kadınla birlikte olduğu söyleniyordu."
#38658108

İsteyen istediği kadınla birlikte olur,
Bu sav kitapta ki gibi altı yüz yıl sonra değil,
Çok kısa bir zaman sonra modern dünyanın klasik davranış biçimi haline gelmiştir.

"Bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme." #38701346

*

Bir hap atarsın ağzına,
Tüm olumsuzluklar kaybolur,
Umutsuzluğun olduğu yerde,
isyan vardır, Hapın olduğu yerde huzur vardır,
Yaşasın Ford demek için,
Yanında Hap olmalıdır,
Hap yoksa,
Hapı yuttun demektir,
Bu hapın adı SOMA’dır!

*

Toplum uyuşturulmuştur,
Düşünemez haldedir,
Haplar ve bilinçaltına girilmesi sayesinde
Pablo Escobar’ın beyaz rüyasında yürür gibi kafaları iyidir.
Fikir diye bir şey yoktur,
Sublimal mesajlar,
Telkinler,
Anonslar,
Sürekli gülen suratlara ne yapması gerektiğini söyler, Tıpkı 1984’de ki gibi!
“Big Brother is Watching You!”

*

Sistem eleştirisi yapmak hatta bunun üzerine kurgusal kitaplar yazmak basit gibi gözükebilir. Ama sırf eleştiri yapmayı becerdiğini sanıyorsun diye bunu yapamazsın. Herkes yapamaz, yapabilmek için; akıl ve mantığını kullanarak, bilgi birikimini ortaya dökerek, aklın uç noktalarında yürüyüp, gerektiğinde
koşarak, sistemi eleştirirken dahi sistemi sistemin içerisinde bozguna uğratarak, okuyucuyu da kaba tabirle dumura uğratarak yapabilmek lazımdır, bu da herkese nasip olmaz. Aslında bu tanım neden herkes yapamazın tanımıdır.


*

Düşünmek, YOK!
Sorgulamak, YOK!
Hüzün, YOK!
Çözüm Üretmek, YOK!
Fikir söylemek, YOK!
Yalnız kalmak, YOK!
Şüphe, YOK!
Öfke, YOK!
Kaygı, YOK!
Soma, VAR!*

Devletlerin insanlardan beklentileri çoğu zaman bu şekildedir. Özelikle dikta rejimler de, halkın sorgulaması kesinlikle beklenmez. Sorgusuz bir şekilde itaat etmeleri beklenir. İnsanlar çalışmadan

birçok şeyi elde etmek istiyorlar. Bu sistemde biraz çalıştırıp, insanların rahatını sağlıyorlar. İnsanlar sürekli bir şeylerle meşgul olurlarsa, o zaman hükümetlerin karşısına çıkmazlar. Çok uzak değil, yakın bir geçmişte, Elon Musk aynen şu ifadeleri kullandı;


“Çalışmanın daha kolay olduğu yerler de var, ancak kimse dünyayı haftada 40 saat çalışarak
değiştirmedi.” dedi. “Dünyayı değiştirmek için kaç saat çalışmak gerekir?” sorusunu ise, “80 ila 100
saat arasında olduğu” şeklinde cevapladı.


İnsanların rahata ermesi teknoloji ile olacak gibi görünmüyor. Teknoloji hep var olacak olacağı düşünülse de, insansız iş gücünden yoksun bir dünya pek düşünülür gibi durmuyor. İnsanlar sorun yaratmamak içiN, sürekli bir şeylerle meşgul edilmelidir. Bunun en bariz örneği, tamamen içine battığımız, Tüketim Toplumudur!


Sadece tüketirsek, tüketecek bir şeyin kalmayacağını çok yakında anlayacağız!


“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”


~Mustafa Kemal Atatürk

Gazi Paşa durumu özetlemiş, dünyadan bağı kopmuş devletten, modern bir ülke yaratması Huxley'in gözünden kaçmamış, kitaba konu olan karakter Mustafa Mond, Mustafa Kemal'den esinlenilmişti.


*


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:


Kısa Kısa Cesur Yeni Dünya ve 1984 Karşılaştırması;


1984’te Terör ve fiziksel şiddet yöntemleri kullanılarak bir diktatörlük öngörülmüştür,

CSY’da ise; ilaçlarla insanlar uyuşturulmuş, bu şekilde itaat etmeleri sağlanmıştır, kısacası bilimin
etkisi altındadır.


1984’te kitapların yasaklanması ve yok edilmesi konu edilirken,

CYD’da ise; insanların kitapları okumayı kendilerinin bırakacağından, okuma oranının azalacağından,
sonra akıllara kitapların hiç gelmeyeceğinden bahseder.


1984’te insanların baskı altında yaşaması, sürekli izleniyor olması konu edilirken,

CYD'da ise haplar sayesinde mutlu insan toplulukları konu edilmiştir. Bilinçsiz bir toplum tasviri vardır.


1984’te gizli bir başkaldırı örgütü vardır, ve bu örgüt ile her şey düzelecektir, bunun hayali vardır,

CYD'da ise, böyle şeylere yer yoktur, gerekte yoktur. İnsan zaten kendi bilinçsizliği ve vurdumduymazlığı sayesinde, kendisi böyle bir kurtuluşu akıl dahi edememektedir.


Kısacası özetlersek, bu iki önemli distopya’nın Orwell tarafı daha karanlık ve kötücül bir dünya sunar, yüzümüze postallarla basılıp geçilir, korku insanlığın efendisi olur! Huxley tarafı ise, insanlığın tüketim toplumu olacağını öngörür, vurdumduymazdır, düşünemez, zaten kendisi, kendi pimini çekmiştir.
Bilimin ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla, bu tamamen yok olur ve insanlık kendisini hapların kaderine
koy verir.


"Bilim tehlikelidir; büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız."
#38837919


Mutlu olmak varken, neden mutsuzluğu seçesin ki diye soruyor CesurYeniDünya!


*


Bu dünyada “HERKES, HERKESE AİTTİR,”

Burası “CESUR YENİ DÜNYA!”


*


İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

10/10


*

Iron Maiden – Brave New World (Cesur Yeni Dünya)
https://www.youtube.com/watch?v=4_FDjDwNygM


“Kayboldu hepsi,
Satıldı ruhun;
Bu Cesur Yeni Dünya ‘ya.”
266 syf.
·3 günde·9/10 puan
NOT : Ford, sizi korusun
God bless you
Tanrı sizi korusun

NOT : İnsana dair tüm İlişkileri unutun okurken :)

Evet, Tanrı sizi korusun yazdım yukarıya ama kitaptaki Ford'dur ya da tam ismiyle Henry Ford. Kitapta aslolan teknolojinin varlığıdır ve teknoloji oldukça duygusal ifadelere yer yok. İnsanlar şişelerde üretilir ve küçük yaştan cinselliğe alıştırılır. Özellikle ergenliğe giriş yaşları çalışmalar sonucu 4-6 yaş aralığına kadar düşer. Çocukluktan itibaren bazı kalıp cümleler hoparlörden okutulurak onları şartlandırma adı altında yetiştirilir. Bu dünyada onlara göre ; cinsel oyunlar, cinsellik ve Soma vardır. Soma nedir dediğinizi duyar gibiyim soma şu ; örneğin Müdür ya da Denetçi tarafından moral bozucu bir durum mu yaşadın? Atıyorsun hemen Somayı ağzına sonra 300 500 unutuyorsun :D soma diye bahsedilen bu uyuşturucu kesinlikle en büyük güç onlar adına. Bahsedildiğine göre soma kullananda baş ağrısı, mide bulantısı vs olmuyor ama fazla doz alımında ölüm daha erken oluyormuş. Ayrıca yaşlılığı yok ediyorlar. Yaşlılık, hastalık, salgın gibi durumların önlerine geçmiş olan bir sistem var.

Kitapta bahsedilenlere yabancı kalabilirsiniz fakat ilerledikçe onlardan biri gibi de olabilirsiniz. Sadece yaşlılığı yok etmemişler, dini de yok etmişler. Hristiyanlığı silip Haç işaretinin üstündeki kısmı keserek yalnızca T harfini sembol olarak kabul etmişler. Güzel isimli kurumlar ve ilginç olabilecek isimler de vardı elbette :

Çeşitli Propaganda ve Duygu Mühendisliği Üniversitesi
Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi
Dipsiz geçmişe kadar yolun var :D
Jean- Jacques Habibullah :)

Ayrıca çok katı bir kast sistemi vardı bu dünyada. Alfa,Beta, Delta, Gama, Epsilon diye ayrılırken kendi aralarında Alfa Artı, Alfa Eksi diye ayrılıyor. Üretimi yapılan insanlar da bu ayrıma çok önem veriliyor.
Önem verilen bir diğer husus, insanlar beraber olduğu kişiyle bir daha birlikte olmamaya özen göstermesi. Özellikle ölüm ve aile İlişkileri kısmında trajikomik bölümlere de denk geleceksiniz. Harika bir kitaptı ve en beğendiğim şey :

Yazarın her yabancı kelimeyi açıklamaması, eminim çok uzun olurdu ve konu dağılırdı. Okura bırakmış ve bu çok hoştu.

Okumak isteyenler için tavsiye edilir :)
266 syf.
·8/10 puan
doğrusu orwell'ın malum eserini yıllar evvel okuduğum için kıyas yapmam çok kolay değil ama 20.yy'ın en bilindik üç dört distopyasından biri olan bu kitabı 1984'ten ayıran en önemli özellik edebi anlamda çok da bir şey verememesi bence. fahrenheit 451'e de çok bayıldığım söylenemez ama 1984 edebi anlamda iyi gelmişti bana.

fakat yarattığı dünya anlamında cesur yeni dünya ayakları çok daha yere basan bir evren sunuyor. kimisi zamyatin'in biz isimli eserinden çakma şeyler olduğunu söylüyor, ne kadar doğrudur bilemiyorum, zira o kitabı okumadım(okumayı düşünüyorum). cesur yeni dünya'daki evren bugün dahi distopya mı yoksa ütopya mı diye tartışılıyor. 90 sene evvelden yazılan bir metnin bugün bile gelecek projeksiyonu sağlıyor olması gerçekten büyüleyici. ki bana göre de uzak geleceğin muhtemel senaryolarından biri tıpkı huxley'nin çizdiği gibi olacak. yani kontrolcü bir yapı ama kontrol ederken her şeyin iyi gittiğine dair bir öngörü oluşturulacak.

ütopya mı yoksa distopya mı? bunu düşünüyorum bir süredir. benim gerçekliğime göre distopya fakat birçok insana göre ütopya. o sebepten ötürü bu dünya da bana distopya ya, her neyse!

266 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Sahil kenarına kurulmuş sıra sıra kafelerden sadece biri olan Starbucks’ta insanlar “güzel ve bedava” olan manzaraya sırtlarını dönerek İngilizce olmasından ötürü kendilerini daha iyi hissettikleri “short,tall,grande,venti” bardaklarından cappuccino,latte,macchiato yudumluyor, bir yandan da her zaman cafelerde buluştuklarında yaptıkları şeyi ;karşılıklı olarak günlük sosyal medyada gezme görevlerini tamamlamaya çalışıyorlardı.”Duygular ve insani paylaşımlar” geri planda hatta gereksizdi.

Biraz ilerdeki alışveriş merkezi yeni yıl yaklaştığı için en iyi indirimlerini yapmış,”eskimişse yenisini al” hatta eskimemişse bile yenisini al; ne de olsa indirimli ,etiketi üzerinde yıllarca gardıropta beklese de “zayıflayınca” giyersin diyordu.

Tam o sırada anayolda gerçekleşen kazanın etrafına toplanmış insan grupları ellerindeki son model cep telefonlarıyla kazayı görüntülüyorlardı ; bu ülkede “ölüm, doğal bir şeydi”.

Kast sistemine göre 8 ila 13 saat arası çalışmanın “kişilere göre” belirlendiği ülkede eve gelen insanlar günlük “soma” haklarını ilk olarak “ televizyondan” yana kullanabiliyorlardı. Ülkenin gündem haberlerinde ; gülen bebek ve hayvanlara ait gönderilmiş videolardan tutun da penguen belgesellerine kadar olan görüntüleri izliyor -arada bir yerli yersiz gelen kanlı haberler normaldi;ölüm doğal bir şeydi- bunun yanında dilerlerse “acun medya” ,”diziler”... gibi uzayan bir listede bir kaç saat tatil yapıyorlardı.İlerleyen zamanlarını asgari ücretle 24 ay taksit yaptırarak aldıkları “akıllı telefonlarında” tanımlı sosyal medya paketlerinden biri aracılığıyla ;daima mutlu olan,yiyen içen,güzel yerlere giden,pahalı şeyler giyen, son model arabalara binen, “daha çok tüketen” fenomenleri ve mükemmel aileleri olan arkadaşlarının , sürekli gülen suratla paylaştıkları anlamsız fotoğrafları beğenerek “soma tatillerini” uzatabiliyorlardı.

Ve her sabah hızla yataktan kalkıp mesaiye yetişmek için tıklım tıklım metrolara, tramvaylara binerken, bazen akıllarına gelirse kendi kendilerine belli belirsiz mırıldanırlardı ; “Hey Cesur Yeni Dünya ki,içinde böyle insanlar var”

****
1932 den günümüze ışık tutan eserin toplumsal yapı ve sistemin işleyişini çok iyi özetlediği kanaatindeyim. Yazarın yıllar sonra düşündüğü gibi bitirmeyişinin kuşkusuz bunda büyük katkısı var.

Kesinlikle okunup, bir ütopya ya da distopyadan daha ileride hayatımıza uyarlayarak ,üzerinde düşünülmesi gerekli.
266 syf.
·8 günde·Puan vermedi
.......
Huxley düşündürücü ve endişe verici bu senaryoyu -bizimle aynı düşünceleri paylaşarak- Amerika’nın geleceğinde mi gördü ?
Yoksa dünyanın geçirdiği buhranlı dönemin etkisi, sosyal adaletsizlikler ve savaşların yorduğu bir vatandaşın ideal gelecek düşüncesi olarak mı kitaplaştı ?
Bilmiyoruz.

Yazar Yeni Dünya’nın bu cesur halini benimsesin veya benimsemesin gelinen nokta bu kitaptan çok farklı değil.
Evet doğumumuz fabrikalarda çeşitli kalitelerde üretilen herhangi bir ürün
gibi değil. Evet somut bir kast sistemi dayatılmıyor bize. Evet uykuda öğrenmiyoruz. Evet halâ dini inancımızı koruyoruz. Ama biz de yalnız kalmaktan ve düşünmekten ölesiye korkmuyor muyuz? Yalnız kalmayalım ve düşünmeyelim diye uyarıcı bombardımanı içinde uyuşmuş vaziyette değil miyiz ?

Mutsuz olmak kişiyi sorgulamaya düşünmeye yönelteceği için ne Huxley’in distopik anlatısında ne de günümüzde buna izin verilmiyor mesela. Modern zaman garanticiliği mutsuz olma hakkı tanımadığı vatandaşları çeşitli yöntemlerle oyalıyor. Uslu hale getiriyor, itaatini kolaylaştırıyor. Birey idrak kazanacağı böylesi boşluklardan mahrum şekilde kontrollü bir hayat yaşıyor.

Boşluk kabul etmeden sürdürdüğümüz hayatlarımız, kontrollü gündemlerle kontrollü meselelerle yönetiliyor. Parayı nerden nasıl kazanacağımız ve en önemlisi nereye ne kadar harcayacağımız öğretiliyor. Sahip olmanın, sahip olarak var olmanın kutsandığı medeniyetimiz de az cesur sayılmaz yani.

Toplumun yükü, kamburu sayılan yaşlıları ya da girmeyi başardığımız kalıplara bir türlü sokulamayan her tür bireyi kapadığımız dört duvarlarımızla biz de yeterince modern ve yeterince medeni sayılırız. Daha çok harcamak için daha çok kazanmak öğretisinin ucu açık da olsa, sonucu mezarımıza da varsa bizim böyle daha çok tüketerek mutlu(!) olacağımız öğretildi sonuçta. Böyle devam etmeli ve düşünmemeliyiz.

Hey burası cesur yeni dünya ki izleri her yerde.
266 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Doğmamış insanların kaderlerini yine insanların belirlediği duvarlar arasında bir şehir. Özgür iradeden bir haber yaşayan topluluk. Böyle bir geleceğin 1930 larda hayal edilmesi bana ayrıca enteresan geldi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cesur Yeni Dünya
Alt başlık:
Kısaltılmış Metin
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
139
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753860471
Orijinal adı:
Brave New World
Çeviri:
Edip İhsan Polat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yaba Yayınları

Kitabı okuyanlar 33,6bin okur

  • Ramazan CELAYİR
  • Çekiçli feylesof
  • Cansu Karsak
  • Mehmet Koptagel
  • Neostazi Ruderalis
  • Şeyda Aydın
  • oğuzhan karadağ
  • Baybars
  • Neslihan Karataş
  • Hatice Durmuş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%15.4
13-17 Yaş
%15.4
18-24 Yaş
%11.5
25-34 Yaş
%34.6
35-44 Yaş
%15.4
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.2
Erkek
%37.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (10)
9
%0.1 (7)
8
%0.1 (11)
7
%0 (5)
6
%0 (3)
5
%0 (4)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları