Rabia

Rabia
"Thales yıldızları göz­lemlerken ve yukariya bakarken bir kuyuya düşer, nüktedan ve zeki bir Trakyalı kız onunla şöyle alay eder: Gökte ne ol­duğunu anlamak istedi, ama önünde ve ayaklarının altında­ ki şey onun için gizli kaldı." Aynı alay felsefe ile yaşayanlar için de geçerlidir, çünkü gerçekte böyle bir kimse için en yakın ve komşusu gizli kalır, sadece ne yaptığı bakımından değil, aynı zamanda hemen hemen bir insan mı, yoksa herhangi bir başka canlı mı olduğu noktasında da bilinmez olur. Eğer o mahkemenin hu­zurunda ya da herhangi bir başka yerde ayakları altında ya da gözleri önündeki şeyin ne olduğuna dair bir söz söylemek durumunda olsa, kahkahalara sebebiyet verir; sadece Trak­yalı kadınlar için değil, tersine aynı zamanda diğer halk tara­fından da alaylı bir gülüşle karşılaşır. Tecrübesizlikten kuyu­ya düşer ve her türlü güç durumlara marûz kalır. Beceriksiz­liği korkunçtur ve safdillik izlenimini uyandırır." Önemli tarafı asıl şimdi geliyor: "İnsanın ne olduğu ve diğer varlıklar­dan farklı olarak ne türlü acılara katlanması gerektiğinden hareket ederek, filozof insan bunun cevabını aramakta ve onu araştırarak bulmaya çaba harcamaktadır. Buna göre şim­di madalyonun öbür yüzü ortaya çıkmaktadır. Adaletin mahiyeti ve diğer önemli soru­lar söz konusu olunca, filozof olmayan insanlar ne diyecekle­rini bilememekte ve gülünç hâle gelmektedirler, ama tam da bu ânda filozofun mutlu anı başlamaktadır.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Niçin çocuğu ol­madığı sorusunu Thales şöyle cevaplandırmıştır: "Çocukları sevdiğim için."
Yafa kıyılarında Balfur'un beyannamesini bekleşen hesaplı Yahudiler, bu uğurda kafa değil bir portakal bile feda etmediler. Hicaz ayaklandı;Suriye ise sustu.
Osmanlı saltanatı som bürokrat iken, bürokrasi bile tam-Arap, yahut yarı-Araptır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk'e az rast geliyordum. Suriye, Filistin ve Hicaz'da: - Türk müsünüz? Sorusunun birçok defalar cevabı: - Estağfurullah! idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.
Biz Kudüs'te kirada oturuyoruz. Halep'ten bu tarafa geçmeyen şey, yalnız Türk kâğıdı değil, ne Türkçe ne Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz.