Toplumun kalıplarında şekillenen, ancak, ifade sayesinde olan insandır. Tecavüze uğrar, bu sayede de bir satha kavuşur. Yarattıklarının reaksiyonlarıyla şekillenir. O reaksiyonlar ortadan kalksa, geriye ancak belirsiz, şekilsiz bir şeyler kalır.
Vakit geçtikçe insan daha iyi geçinmeyi öğrenmiyor; bence tam aksine!
Biriyle tanışıp da o kişiden hoşlanırsan, onu anladığını zannedebilirsin ama onunla yirmi beş yıl haşır neşir olmuşsan, zerre kadar anlamadığını fark edersin!
Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
Hiçbir zaman el sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana yetiyordu. Korkunç macera! İçimde ilk görüşten kalma, aşina bir duygu: Ben onu tanıyorum. İki sevdalı hep aynı hisse kapılmazlar mı, bir- birlerine önceden rastladıkları, aralarında esrarlı bağlar olduğu duygusuna kapılmazlar mı? Bu aşağılık dünyada ya onun aşkını isterim, ya da hiç kimsenin! Hem mümkün mü bir başkasının beni etkilemesi?