Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü he- nüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin. Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazık ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.
Acaba bir gün bu metafizik olguların, ruhtaki bu kendinden geçme halinde ve uykuyla uyanıklık arasında beliren gölgeler yan- sımasının sırrı anlaşılacak mı?
Şımdi otuzarın başındasın, kırkına gelince herkesin işi biter. Hele elli oldu mu herkes tatmin edici bir hayat yaşadığını zanneder, üstelik çok geçmeden bütün dertlerinden de kurtulmuş olur. Bır yerlere sığınıp uyum sağlayanların durumu iyi olur ancak! Al sana hayatın bütün hikmeti! Hayatın iyi kısmı altta kalanlara nasip olur! Ve yalnızlıktan fenası yoktur!