Dürtülerimiz açlık, susuzluk ve şehvetle sınırlı kalsaydı, neredeyse özgür olurduk; ama şimdi esen bir rüzgarla, tesadüfen söylenmiş bir sözle, ya da o sözün anlattığı görüntülerle heyecanlanıyoruz.
İnsan zihni için, üst üste yaşanan olayların duyguları ayağa kaldırmasının ardından gelerek, ruhu hem ümitten, hem de korkudan azade kılan eylemsizlik ve kesinliğin mutlak sükûnetinden daha acı verici şey yoktur.
Ülkeler değişiyor, coğrafya değişiyor en önemlisi zaman geçiyor ancak kadınlara karşı var olan cahil zihniyet, uygulanan insanlık dışı muameleler değişmiyor. Anaerkil toplumdan Ataerkil topluma geçiş ile kadınların yaşadığı ayrımcılıklar tarihin her döneminde her coğrafyasında karşımıza çıkıyor. Bu kitapta kadınlara yapılanların anlatıldığı, olayın geçtiği yer Mısır. Aslında bütün hikayeler birbirine benziyor coğrafyalar değişse bile.. Ancak değişen tek şey olayın aktörleri. Briseis(Kızların Suskunluğu), Meryem(Bin Muhteşem Güneş), Angroboda(Cadının Yüreği) ve daha nicesi... Bu bağlamda Maya Angelou'nun "Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur." sözü çok önemli çünkü yüzyıllardan gelen hala tam anlamıyla çözülememiş cinsiyet temelli eşitsizlik hepimizin ortak sorunu. Bu yolda bedel ödemiş, kadın mücadelesine destek veren koca yürekli kadınlar eril zihniyetin karşısında her dönemde, her zorlukta var oldu tıpkı bu kitabımızın kahramanı Firdevs gibi var olmaya da devam edecektir.