Düşünmenin en derin tabakası gitgide daha az insanın erişebildiği, opera veya voleybol gibi sadece ufak bir azınlığın ilgisini çeken
bir şey haline geldiğinde neler olacak acaba?
Kitap okumak çoğumuz için yaşadığımız en derin odaklanma biçimini oluşturuyor -tek bir konuya sakin sakin saatler ayırıyor, zihninizde demlenmesine izin veriyorsunuz. İnsan düşüncesinde son 400 yılda meydana gelmiş en derin gelişmelerin
anlaşılıp açıklandığı mecra burası. Ve bu deneyim ortadan kaybolmaya başlamış durumda.
Tanıdığım pek çok kişiden aynı şeyi duydum. Otuz yılı aşkın süredir Los Angeles Times gazetesinde kitap eleştirmeni ve editör olarak çalışan David Ulin'le ilk tanıştığımızda, uzun süreli derin
okuma yapma kabiliyetini kaybetmiş olduğunu, çünkü ne zaman bir kitabın başına oturmaya kalksa çevrimiçi sohbetin cazibesine kapılıp durduğunu söylemişti. Bütün hayatı kitaplar olan, çok zeki bir
adamdı bunu söyleyen. Durum endişe vericiydi.
Odaklanma becerimizi artırmak için yapmamız gerekenleri öğrendikçe belirgin bir paradoks içinde yaşadığımızı fark ettim. Yapmamız gerekenlerin birçoğu o kadar bariz ve alelade şeyler ki: yavaşlamak, aynı anda tek bir iş yapmak, daha fazla uyumak. Bunların doğru olduğunu bir düzeyde hepimiz biliyoruz, ama tam tersi yönde
hareket ediyoruz: daha çok hız, daha çok o işten bu işe geçmeler, daha az uyku. Ne yapılması gerektiğine dair bilgimiz ile ne yapabileceğimize dair hissettiklerimiz arasındaki uçurumda yaşıyoruz. Yani
hayati soru şu: Bu uçurumun nedeni ne? Dikkat becerimizi artıracak olan bu bariz şeyleri neden yapamıyoruz? Bizi durduran kuvvetler hangileri? Yolculuğumun kalan kısmını büyük ölçüde bu soruların yanıtlarını aramakla geçirdim.
Çünkü ekonomik sistemimiz insanları uykudan yoksun bırakmaya bağımlı hale gelmiş durumda. Bunun dikkat becerisinde yarattığı arızalar ikincil bir zarar sadece. Ticaretin bedeli." Bu noktanın ne kadar önemli olduğunu bu kitabı yazmayı bitirirken anladım ancak.