Duygularımın tonunu,sesimin rengini,gülüşünün akışını ve gövdemin devinimini hesaplamaktan; içimdeki suların yatağını değiştirmekten ve sonu hep başkalarında biten yollara sürülmekten, kedileri,serçeleri ve çiçekleri bile suçlar olmuştum. Doğa nasıl da bize aykırı bir mecrada sürdürüyordu macerasıni, her mevsim yeni biçimler, yeni olanaklar bularak. Kendi dışımda herkesin beğenisine satın aldığım iç huzuru ve kimseyi rahatsız etmeyen başarım gecenin o en geç,en derin saatlerinde anlaşılmaz bir biçimde gövdenin çok derinlerinde bir yerlerde tuhaf bir sızı ve sıkıntıya dönüşüyor; yastık başımdan, yatak altından kayıp gidiyor; görünmez iplerle bir boşlukta gerili duruyordum.Tutsak aklım ve uysal gövdem,ölüm mü uyanış mi olduğunu kestiremedigim bir karincalanmayla,içinden ve dışından akan zamanı duyumsamanın ürpertisiyle kendine ve dünyaya bakmaya başlamıştı.