Hamza Ağa, Hamza Ağa," diye bağırdı.
Sesi duyan Hamza dışarıya fırladı,
Memedin yanına geldi,
Memed tabancasını
çekip yumuşak
bir sesle ona:
"Düş önüme," dedi.
Hamza durdu, bir süre gözlerini kirpiştirerek
atın üstünde ki adama baktı, onu tanıdı,
sonra da köyün içine doğru,
"Öldürüyorlar, öldürüyorlar," diye bağırıyordu.
Boğazlıyorlarmış gibi bir sesle durmadan,
"İnce Memed beni öldürüyooor, öldürüyooor, öldürüyooor!"
diyor, bağırarak oraya buraya koşuyor, başını kapıdan kapıya vuruyor, kapılar açılmıyordu.
Memed de biraz uzağından atın üstünden onu izliyordu. Bir çığlık, bir umutsuzluk, bir ölüm kasırgası halinde Hamza bir süre var gücüyle koşarak düşe kalka köydeki her kapıya vardı:
"Öldürüyorlar, öldürüyorlar, kurbanınız olayım öldürüyorlar," diye yalvardı.
Kendi evinin kapısına bile vardı. Yalvardı. Kendi evide yüzüne kapanmıştı, açılmadı.
Saçlarına kadar terlemiş, gözleri görmez
olmuş, başı kesilmiş tavuk gibi yönsüz, oradan oraya koşuyor, çırpınıyor, bir vardığı kapıya bir daha bir daha gidiyor, çaresiz, bitkin köyün içinde dört dönüyordu…