... Asıl mesele gözlerini kapatsan bile görmekten kaçamayacağın şeyler karşısında ne yapacağındır.
-Neler yani?
-Yoksullar, acı çeken insanlar, savaşlar, zulümler ve haksızlıklar mesela. Bunları görmek için bir çift göze ihtiyaç yoktur. Önemli olan bunları da görerek yaşamına değer katmayı başarmaktır. Belki o zaman gerçekten mutlu olmayı bile başarabilirsin.
Hayatımın anlamını kendim yaratmaya çalışıyorum. "Yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz," demiş Nietzsche. "Anlamlı bir hayat zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir," diyor ayrıca.
Şöyle anlatayım o zaman: Bence mutluluk atmosferde sınırsızca ve özgürce dolaşan radyo frekansları gibidir. Belli bir yerde değildir, her yerdedir. Onu yakalamak için peşinden koşmaya gerek yoktur, yapman gereken tek şey doğru frekansı bulmaktır. Seni mutlu edecek sesi dünyanın her yerinde bu şekilde duyabilirsin, peşinden koşmana gerek yok yani.
Mutluluk varabileceğimiz bir son durak değildir. Kendimizi nasıl mutlu hissettiğimiz ilk anda bunun hiç bitmesini istemeyiz ama bitecek. Aynı yoğunlukta ve kesintisiz bir şekilde mutluluğu hissetmek imkansızdır. Duygularımızın yoğunluğu geçtiğinde tekrar aynı şekilde mutlu hissetmek için uğraşacağız ama bu çoğu zaman mümkün olmayacak.
Bu durumda yeni arayışlara gireceğiz, böylece yeniden başlayacak mutlu olma mücadelesi.İmkanlarımız varsa belki birkaç defa daha yakalayacağız mutluluk kuşunu. Bu da bir yere kadar tabii. Sonrası bir çaresizlik, imkansızlık ve kabulleniş hali olacak.
İşte bu noktada bir teslimiyet duygusu gelişecek ve "normal" insan olacağız. Mutlu olma ihtimali mucizelere kalmış "normal bir insan".
Celal anlaşamayıp ayrıldığımızı, benim de ülkeme döndüğümü söylemişmiş ona.
Hiç şaşırmadım tabii ki, ne de olsa her geçen gün karnı şişip yalanı ortaya çıkmayacaktı.