Rojanozlem

Rojanozlem
@Rojanozlem
(◡‿◡)
Öğretmen
Sınıf öğretmenliği
171 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·216 syf.··
2026 5. kitabı
Aslında bu kitap klasik bir biyografi gibi duruyor ama alt metni baya politik ve etik. Ebuzer’i sadece ‘zahid bir sahabe’ diye okumak bence eksik kalıyor. Adamın durduğu yer, dönemin güç ve servet dağılımına açık bir itiraz. Yani bugünün diliyle konuşursak, ciddi bir sistem eleştirisi var. Beni en çok etkileyen şey söylem-eylem tutarlılığıydı. Çünkü çoğu insan doğruyu savunur ama iş uygulamaya gelince geri adım atar. Ebuzer’de öyle bir gri alan yok. Bu da onu hem çok güçlü hem de yalnız bir karakter yapıyor. Zaten kitap biraz da ‘doğruyu söylemenin bedeli’ meselesini gösteriyor. O yüzden ben bu kitabı sadece dini bir şahsiyetin hayatı gibi değil, aynı zamanda ahlak, adalet ve iktidar ilişkisi üzerine bir metin gibi okudum. Günümüzle bağlantı kurunca da baya düşündürücü oluyor.
EbuzerAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 20092,255 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·279 syf.··
2023 1. kitabı
·
75 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2023 21:11
Bazı kitaplar vardır; insanı ikna etmeye çalışmaz, daha çok rahatsız eder. Okurda huzur değil, bir tür düşünsel huzursuzluk bırakır. Cehenneme Övgü de bana böyle bir kitap gibi geldi. Çünkü bu kitap dünyayı düzeltmeye çalışan bir metin değil; aksine dünyanın zaten ne kadar kırık olduğunu gösteren bir ayna. Gündüz Vassaf burada alıştığımız ahlaki konforu yavaşça söküyor. İnsanlık, ilerleme, medeniyet gibi büyük kelimelerin altını kazıyor. Ve insan o kazı derinleştikçe rahatsız edici bir şey fark ediyor: belki de uygarlık dediğimiz şey, sadece daha düzenli bir kaostur. Bu yüzden kitabın adı ilk başta provokatif görünür: Cehenneme Övgü. Ama bu övgü aslında kötülüğe yapılmış bir övgü değildir. Daha çok, insanın kendi yarattığı düzenin karanlık tarafını görmeye cesaret etmesine yapılan bir övgüdür. Okurken aklıma sık sık şu düşünce geldi: İnsanlık tarihinin büyük kısmı aslında kendi kurduğu sistemlerin içinde sıkışıp kalmış bir bilinç gibi. Devletler, kurumlar, ideolojiler… İnsan bunları yaratıyor ama sonra onların içinde yaşamaya mahkûm oluyor. Sanki kendi yaptığı labirentin içinde dolaşan bir varlık gibi. Bu noktada kitap bana varoluşçu düşünceyi hatırlattı. İnsan dünyaya hazır bir anlamla gelmez. Anlamı kendisi kurar. Ama kurduğu anlamların çoğu zaman onu özgürleştirmediği, aksine sınırladığı gerçeği de vardır. Cehenneme Övgü bu yüzden karamsar bir metin gibi görünse de aslında radikal bir dürüstlük içerir. Çünkü insanın yarattığı düzenin içindeki çelişkileri kabul etmek, belki de sahte iyimserlikten daha etik bir tutumdur. Kitap boyunca hissettiğim şey şuydu: İnsan çoğu zaman kötülüğü bilinçli olarak seçmez. Ama kurduğu sistemler, zamanla insanın niyetlerinden bağımsız bir şekilde işlemeye başlar. Ve o noktada birey ile yapı arasında tuhaf bir kopukluk
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatmaz. Daha çok insanın içine yavaşça çöken bir sis gibi yayılır. Oblomov’u okurken hissettiğim şey buydu. Sayfalar ilerledikçe olaylar değil, zaman ağırlaşıyordu sanki. Odada duran hava bile hareket etmek istemiyor gibiydi. Oblomov’un o divanı bana bir mobilyadan çok bir kader gibi göründü. Üzerine uzandığı şey aslında bir yatak değil, yavaş yavaş insanın iradesini emen görünmez bir bataklık gibiydi. İnsan ilk başta biraz dinlenmek için uzanır. Sonra günler geçer. Sonra mevsimler. Bir süre sonra ayağa kalkmak sadece zor değil, anlamsız da gelmeye başlar. Okurken tuhaf bir şey düşündüm: Belki Oblomov dünyaya geç kalmış bir insan. Ya da dünya ona fazla erken gelmiş. Çünkü etrafındaki herkes hareket halindeyken o durmuş bir saat gibi. Akrebi ve yelkovanı kırılmış ama hâlâ duvarda asılı duran bir saat. Bazen insanın içinde de böyle bir sessizlik büyüyor. Dışarıda hayat akıyor, insanlar kararlar alıyor, yollar değiştiriyor, şehirler kuruyor… ama insanın içinde ağır bir kar gibi biriken bir isteksizlik oluyor. Her şeyi yapabilecekmişsin gibi hissedersin ama hiçbir şeyi yapacak gücü bulamazsın. Oblomov’un trajedisi belki de tam olarak bu. O kötü biri değil, hatta çoğu insandan daha yumuşak kalpli. Ama dünya yumuşak kalplilere göre kurulmuş bir yer değil. Dünya hareket edenlerin, acele edenlerin, savaşanların dünyası. Oblomov ise sanki bir rüyanın içinden çıkıp yanlışlıkla gerçekliğe bırakılmış biri gibi. Bana bu yüzden biraz sonbaharı hatırlattı. Yaprakların düşmeden önceki o sessiz bekleyişini. Ağacın artık direnmediği ama yine de hâlâ ayakta durduğu o anı. Kitabı bitirdiğimde içimde büyük bir hüzün kaldı. Çünkü Oblomov’un hikâyesi bir insanın tembelliği değil gibi geldi bana. Daha çok yavaş yavaş solan bir ihtimalin hikâyesi. Sanki insan
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2025 5. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okurken hikâyeden çok kendi hayatını düşünürsün. Tatar Çölü tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Kitabı kapattığımda aklımda kalan şey bir olay örgüsünden çok, ağır ve sessiz bir duygu oldu: beklemek. Romanın kahramanı Giovanni Drogo genç bir subay olarak Bastiani Kalesi’ne gönderildiğinde içinde büyük umutlar var. Hayatının asıl macerasının başlayacağına inanıyor. Belki büyük bir savaş, belki bir kahramanlık anı… Ama zaman geçtikçe fark ediyor ki bazen hayatın en büyük tuzağı bir şeyin olmasını beklemek. Drogo kalede kalmaya karar verdikçe yıllar da sessizce akıp gidiyor. Okurken bir noktada şunu düşündüğümü hatırlıyorum: İnsan bazen hayatının gerçek başlangıcını hep ileri bir tarihe erteliyor. Sanki bir gün gelecek ve her şey anlam kazanacak gibi. Bu duygu bana Albert Camus’nün Yabancı’sındaki o sessiz boşluğu hatırlattı. Hayatın büyük anlamlar taşımadığı, ama yine de akıp gittiği gerçeğini. Bir yandan da Franz Kafka’nın Şato’sundaki o ulaşılmaz hedef hissi vardı: İnsan sürekli bir şeye yaklaşır ama tam olarak asla ulaşamaz. Tatar Çölü bana beklemenin ne kadar tehlikeli bir şey olabileceğini düşündürdü. Çünkü beklemek çoğu zaman fark edilmez. Günler küçük alışkanlıkların içinde geçer, sonra bir gün dönüp bakarsın ve yılların sessizce arkanda kaldığını fark edersin. Bazen ben de Drogo gibi hissettiğim anlar olduğunu fark ettim. Sanki hayatın gerçek kısmı henüz başlamamış gibi. Bir şey olacak, bir gün her şey değişecek, o zaman gerçekten yaşayacağım… Ama kitap bana şunu fısıldadı gibi geldi: belki de hayat dediğimiz şey zaten şu anda olup bitenlerin kendisi. Dino Buzzati bu hikâyede savaş ya da macera anlatmıyor aslında. Daha çok zamanın görünmez akışını anlatıyor. İnsan fark etmeden geçen yılları, kaçırılan fırsatları ve belki de en çok
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,7bin okunma