Nawal El Saadawi’nin bu kitabını bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, boğazımda düğümlenen o ağır yumru oldu. Kitap, Mısır’ın bir köyünde geçse de aslında adaletsizliğin hüküm sürdüğü her coğrafyanın hikayesini anlatıyor.
Ruhuma Dokunan O Alıntı
Kitabın temel meselesini özetleyen şu satırlar, okurken altını en kalın çizdiğim yer oldu:
"Gerçek, her zaman acı verir ve bizler acı çekmemek için yalanların arkasına saklanırız. Ama Nil, her şeyi bilir. O, hem hayatı hem de ölümü içinde taşır; tıpkı üzerimizdeki bu sahte kutsallık zırhı gibi."
Neden Bu Kitap Beni Bu Kadar Etkiledi?
Bu kitapta beni en çok sarsan şey, "Tanrı" kavramının yozlaşmış otoriteler (Belediye Başkanı, Şeyh, bürokrasi) tarafından nasıl bir korku aracına dönüştürüldüğünü görmek oldu. Kitaptaki karakterler, kendi çıkarları için dini ve yasayı bir kalkan olarak kullanırken, en büyük bedeli her zamanki gibi yoksullar ve kadınlar ödüyor.Bu romanı okumak, aynada kendimize ve içinde yaşadığımız topluma bakmak gibi. Saadawi, Nil’in çamurlu sularından bir direniş öyküsü çıkarıyor. Eğer sistemin çarkları arasında ezilenlerin sesini duymak ve "kutsal" denilerek meşrulaştırılan adaletsizlikleri sorgulamak istiyorsanız, bu kitap kesinlikle bir dönüm noktası.
Bu kitabı okurken en çok şunu hissettim: Jung aslında dünyayı değil, insanın kendi içindeki karanlığı anlatıyor. Bireyin kalabalıklar içinde nasıl eridiğini, düşünmeden bir fikrin ya da sistemin parçası olabildiğini çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
Özellikle “bilinçdışı kader olarak yaşanır” fikri beni uzun süre düşündürdü. Çünkü insan gerçekten de yüzleşmediği yanlarını başkalarına yüklüyor. Kitap boyunca sanki sürekli şunu fısıldıyor: Önce kendini tanı, yoksa başkalarının gölgesinde yaşarsın.
Kitle psikolojisiyle ilgili bölümler oldukça sert ama gerçekçi. Modern insanın yalnızlığını ve içsel kopuşunu çok net anlatıyor. En etkileyici tarafı ise çözümü dışarıda değil, içeride araması. Özgürlüğü politik ya da toplumsal değil, ruhsal bir mesele olarak ele alıyor.
Benim için ağır ama düşündüren bir kitaptı. Altını çizdiğim çok yer oldu. Hızlı okunacak bir kitap değil ama sindirerek okunduğunda insanın kendine bakışını değiştiriyor.
Büyük Kedi Katliamı, bir kedi katliamını değil;
insan zihninin, kültürün ve toplumsal adaletsizliğin tarihini anlatır.
Okuru rahatsız eden sahneleriyle aslında şunu sorar:
Bir toplum neden güler, neye öfkelenir, kime karşı susar?
Robert Darnton, kediler üzerinden anlatılan bu tuhaf şiddetin ardında, ezilenlerin sesini, görünmeyen sınıf çatışmalarını ve gündelik hayatın içindeki derin adaletsizliği açığa çıkarır.
Bu kitap, geçmişi romantize etmez; aksine onun karanlık, çelişkili ve rahatsız edici yanlarını gösterir. Okurken insan, sadece 18. yüzyıl Fransası’nı değil, kendi çağını da düşünmeye zorlanır. Çünkü adaletsizlik değişir, biçim değiştirir ama zihniyeti çoğu zaman aynı kalır.
Büyük Kedi Katliamı bu yönüyle, tarihin sadece olan bitenler değil; insanların nasıl düşündüğü, neyi normalleştirdiği ve neye sessiz kaldığı olduğunu hatırlatan sarsıcı bir metindir.
Büyük Kedi KatliamıRobert Darnton · Koç Üniversitesi Yayınları · 2015178 okunma
Fahrenheit 451 Kitabi beğendim çok etkileyici ve bir şeyleri sorgulamanın önemini hissettiriyor okuduğum ilk bilim kurgu romanı ve ben de çok da etki bıraktı
Okurken her bir sayfası iliklerime işlenmişti. Oturup saatlerce agladığım bir kitap olmuştu . Kitabıı okuduğunzda birebir yaşıyor gibi hissediyorsunuz. yüreginize ağır gelmez inşallah :)