Doğrusu nasıl ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. Bu seri bende iz (emare) bırakan kitaplar arasında yer edinmiş durumda.
Merve Özcan'ın kalemiyle daha önce tanıştım ve tanıştıktan sonra bağımlısı oldum. Kendine hayran bırakan kurgulara sahip kendisi, sadece kurguları değil kitaplarının içinde yer alan çizimleri de çok güzel. Ve kitapları arasında kurgusunu en çok sevdiğim bu seri oldu.
Kitabın konusu; Ezelden beridir bir savaş ve mücadele için de olan, Ateşoyuk bölgesinde Kaplan ve Parsların karşı karşıya olduğu bir kurgu. Geçmişten gelen bir efsane ve Ateşoyuk halkının yıllardır süregelen savaşı. Parslar güce tapan, gözlerini hırs bürüyen, onlara ait olmayan topraklara göz diken, batılı savunan ve zulüm yapan bir topluluk. Kaplanlar ise inançları doğrultusunda hareket eden, hakkı savunan, dinî sorumluluğunu yerine getiren, şehir merkezinin Pars korkusu yüzünden internet ve iletişim kısıtlamasına maruz kalan bir topluluk.
Baş karakter Helya, 2 sene önce geçirdiği bir kaza sonucu belirli dönemlerde hafızasını kaybediyor ve o 2 sene boyunca yaşadığı anılara dair hiçbir şey hatırlamıyor. Arsıl, eşi hafızasını kaybettiği zamanlarda onunla yeniden tanışıp, önüne küçük ipuçları bırakıp hatırlamasına yardımcı oluyor. Arsıl, aynı zamanda Pars liderinin vârisi. Helya da Kaplan liderinin, lider olduğunu ve eşinin aslında bir Pars vârisi olduğunu sonradan öğreniyor ve olaylar başlıyor. Zifir de olaylar yavaş yavaş ilerlerken, Fecir de bir anda kendimi savaşın içinde buldum diyebilirim. İhanet edenler, öldü sanılanların aslında ölmediği ve Tufan'ın, yani Arsıl'ın abisinin onun eşine karşı hisler beslemesi hiç hoş değil bence, dinîmizde de uygun değil ve inancı olmayan bir insanın bunu yapması normal, her ne kadar hak vermesem de.
Her neyse kitabın sonuna gelirsek; son 100