Kulağa paradoksal geliyor ama genellikle bize doyum veren ilişkiler kurduğumuz kişilerin yasını tutmak, aramızda yarım kalan çok fazla mesele olanların yasını tutmaktan daha kolaydır.
Ben, sevincin türkücüsüyüm. Onu söylüyorum boyuna. Bütün epopelerde, aşağı yukarı insanlığın macerasında, halkın yarattığı müziğinde, türküsünde, ne kadar acılı olursa olsun, şu var: “Geldik ya!” Ortadirekte “indik ya, geldik ya!” macerası var ya, onun gibi. Bu dünyaya çok şükür geldik. Gelmeseydik ne olacaktı… O korkunç sevince varmak istiyorum. Nedir o sevinç, yaşama sevinci? Araştırdığım bu. Niye mit yaratıyor, düş yaratıyor da sığınıyor? Bu sevinci sürdürebilmek için, yaşamanın ağırlığından kurtulabilmek için kendine yeni bir dünya yaratıyor. Bu dünya yetmiyor. Acılarıyla, hastalıklarıyla, ölüm korkusuyla, yok olmakla… Ama gene direniyor. Bu ne? Benim aradığım bu. İnsan gerçeğine biraz daha yaklaşmak.
#28şubat
Hayattan kopukluk, soyutlanmışlık, hayatın içinde kalamama hali… Bunların her biri, bir can taşımanın getirisi olan acıyı hissetmemek için kendimizi uyuşturmamızı sağlıyor.